100 Yıllık Bir Medya Etnografisi: Sermet Muhtar Alus Üzerine
0

Bugün dijital medya kültüründe “şehir influencer’lığı”, flanörlük ya da sokak röportajları olarak adlandırdığımız modern pratikler, aslında sandığımız kadar yeni değil. Günümüz içerik üreticileri YouTube’da veya Medium’da kentin saklı kalmış alt kültürlerini, gastronomi duraklarını ya da değişen sokak dokusunu kaydetmeye çalışırken; bundan tam bir asır önce, geç Osmanlı imparatorluk başkentinden erken Cumhuriyet metropolüne geçişin sancılarını tek başına bir medya arşivine dönüştüren bir isim sokakları arşınlıyordu:

Sermet Muhtar Alus.

Geleneksel edebiyat tarihinin onu sadece eski İstanbul’un nostaljik bir tasvircisi ya da popüler bir “İstanbulist” olarak rafa kaldırma eğilimine inat; Alus, bugünün iletişim bilimleri penceresinden bakıldığında Türkiye’deki ilk “gözlemci gazetecilerden” ve katılımcı medya etnograflarından biridir. O, resmi tarihin yukarılardan bakarak unuttuğu ya da sansürlediği ne varsa –argoyu, kabadayı çetelerini, kentsel dönüşümün yarattığı alafranga-alaturka gerilimini ve kantonun ritmini– sokağın tam kalbine inerek, kalın tasvirlerle (thick description) kayıt altına aldı.

Sermet Muhtar Alus

Sermet Muhtar Alus

Bu yazı, Alus’un sadece ne yazdığıyla değil; kenti nasıl bir “gösterge bilimsel veri tabanı” olarak kurduğuyla ve çizgileriyle metinlerini birleştiren erken dönem çok modlu (multimodal) iletişim dünyasıyla ilgileniyor. İstanbul’un hafıza kayıt cihazını yeniden açıyoruz.

Flanörlükten Saha Muhabirliğine: Gözlemci Gazetecilik ve Medya Etnografisi

Sermet Muhtar Alus, aslında köklü ve seçkin bir Osmanlı ailesinin parçasıydı; babası Askerî Müze kurucusu Ferik Ahmet Muhtar Paşa, dedesi ise vali Osman Abid Paşa’ydı. Ancak bu elit arka plan, onu kente yukarıdan bakan ya da Batılı anlamda sokakları sadece uzaktan seyreden pasif bir “flanör” yapmadı. Aksine o, hayatının büyük bölümünü geçimini sadece kalemiyle kazanan bağımsız bir sokak muhabiri, tiyatrolarda, kahvehanelerde ve arka mahallelerde toplumsal aktörlerle doğrudan etkileşime giren bir katılımcı gözlemci olarak geçirdi.

Onun bu saha insanı kimliği, iletişim bilimlerinde Clifford Geertz ile popülerleşen “kalın tasvir” (thick description) yönteminin Türk basın tarihindeki en erken ve en yetkin pratiklerinden biridir. Alus, kenti sadece betimlemiyor; adeta sokağın röntgenini çekiyordu.

Çok Katmanlı Bir Basın İklimi

el-Üfürük: Türkçe mizah dergiciliğinin ilk örneklerinden biridir.

el-Üfürük: Türkçe mizah dergiciliğinin ilk örneklerinden biridir.

Alus’un medya kariyeri, II. Meşrutiyet’in ilanının hemen ardından (10 Eylül 1908) arkadaşlarıyla çıkardığı kısa ömürlü Elüfürük adlı mizah gazetesi ve Davul (1909) dergisiyle başladı. Fakat onun gazeteciliğinin asıl ilginç katmanlarından biri, Hanımlara Mahsus Gazete bünyesinde “Samiha Necat” takma adıyla kadın dünyasına, ev yaşamına ve gündelik pratiklere dair yazdığı yazılardır. İlginçtir ki, annesi Fatma Kevser Hanım da aynı yayında “F.K.” imzasıyla yazmaktaydı. Bu çok sesli ve çok katmanlı basın iklimi, onun ilerleyen yıllarda kuracağı kurumsal popüler medya etkisinin (örneğin 1943’te Amcabey haftalık mizah dergisinin imtiyaz sahipliğini üstlenmesi gibi) taşlarını döşedi.

Akşam Gazetesi ve “Saha Notları” Olarak Tefrikalar

Alus’un gazeteciliğini gerçek anlamda bir “medya etnografisine” dönüştüren dönüm noktası, 1930’larda Akşam gazetesinde yayımlanan devasa tefrika dizileridir.

  • 30 Sene Evvel İstanbul (1931): 12 Mart – 27 Eylül 1931 tarihleri arasında tefrika edilen bu seri, 1900’lerin başındaki İstanbul’un kozmopolit yapısını ve farklı cemaatlerin gündelik ilişkilerini etnografik bir titizlikle belgeler.

  • Kıvırcık Paşa (1931-1932): Kendi çizdiği illüstrasyonlarla desteklediği bu kurgusal etnografi, Meşrutiyet öncesi İstanbul bürokrasisini ve konak kültürünü, dönemin resmi sansürünün normal şartlarda yazılmasına izin vermediği tüm ham ve çıplak ayrıntılarıyla sunar.

Alus, resmi tarih yazımının “büyük ve steril” anlatılarına karşı, kentsel travmaları (örneğin çocukluğunda şahit olduğu 1894 İstanbul Depremi’ni ve dedesinin sürgün yeri olan Halep seyahatini) sokağın ve bireyin gözünden aktararak erken dönem bir seyahat ve kriz etnografisi inşa etmiştir. O, sokağın sesini medyaya taşıyan ilk gerçek saha ajanıdır.

Direklerarası ve Performans Etnografisi

Direklerarası

Direklerarası

Sermet Muhtar Alus’un gözlemci gazeteciliği, kentin sadece fiziki sokaklarını veya makro toplumsal sorunlarını değil, kentsel eğlence endüstrisinin en dinamik damarı olan tuluat tiyatrosunu da radarına almıştı. Onun metinleri, resmi tiyatro tarihlerinin kurumsal, steril ve metin odaklı anlatılarının aksine; sahneyi, izleyiciyi ve oyuncu etkileşimlerini bir bütün olarak gören çağdaş birer performans etnografisi niteliği taşır. Alus, 1850’lerden Darülbedayi’nin kuruluşuna kadar uzanan o geçiş döneminin kentsel eğlence kültürünü adeta içeriden bir gözle belgeleyerek resmi tarih yazımının yukarılardan bakan steril dilini kırar.

Resmi tarih tiyatroyu çoğunlukla Batılılaşma çizgisinde ve sadece büyük kurumsal binalar üzerinden okurken, Alus sokağın, ortaoyununun ve gezici kumpanyaların izini sürüyordu. Onun tanıklığında İstanbul eğlence hayatı asla homojen değildi; hem Türk hem de gayrimüslim sanatçıların sahne performanslarını, dönemin ünlü kanto sanatkarlarını ve onların seyirciyle kurduğu interaktif iletişimi aynı potada eritiyordu. Alus’un detaycılığı sayesinde kantoların sadece popüler şarkılar olmadığını, aslında dönemin değişen kadın-erkek ilişkilerini, beden dilini ve kentsel tüketim kalıplarını ele veren birer kültürel gösterge olduğunu anlarız.

Alus için tuluat tiyatrosu, sahne ile salon arasındaki sınırların silindiği, seyircinin laf atmalarla oyuna dahil olduğu canlı bir iletişim alanıydı. Yazılarında oyuncuların jestlerinden seyircinin anlık tepkilerine, bilet fiyatlarından salonun kokusuna kadar uzanan o meşhur detaycılık, tiyatroyu salt edebi bir metin olmaktan çıkarıp toplumsal bir ritüel olarak okumamızı sağlar. Kentsel eğlenceyi marjinal bir zaman geçirme aracı olarak değil; İstanbul’un modernleşme sancılarının, sınıfsal karşılaşmalarının ve kültürel melezleşmesinin en çıplak şekilde sergilendiği bir mikro-evren olarak kuran Alus, Direklerarası’nın sadece bir seyircisi değil, o sahnede üretilen toplumsal anlamların ilk gerçek analizcisidir.

Sokak Argosu ve Dilsel Kodlar

Göstergebilimsel bir şehir okuması, kentsel mekânı ve bu mekân içinde üretilen dilsel örüntüleri, sınıfsal farklılıkların, güç mücadelelerinin ve toplumsal sınırların haritalandırıldığı dinamik birer işaretler sistemi olarak kabul eder. Sermet Muhtar Alus’un kurgusal metinleri, özellikle de 1935 yılında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildikten sonra kitaplaşan Onikiler ve Kıvırcık Paşa gibi romanları, bu tür bir semiyotik analiz için muazzam dil bilimsel veriler barındırır. Alus, standart ve steril Türkçenin dışına çıkarak sokağın dillerini iki temel düzlemde çatıştırır:

Onikiler - Sermet Muhtar Alus

Onikiler – Sermet Muhtar Alus

  • Alt Kültür Göstergesi Olarak Şehir Argosu: Onikiler romanında kenti haraca bağlayan Arap Abdullah liderliğindeki kabadayı çetesi, geliştirdikleri özel argo ifadelerle kendilerini egemen toplumsal düzenin ve yasal otoritelerin tamamen dışında konumlandırırlar. Argo, bu alt kültür mensupları için içeride güvenli bir aidiyet ve iletişim çemberi oluştururken, dışarıdaki sivil halka ve asayiş güçlerine karşı aşılması güç dilsel sınırlar inşa eder. Alus, standart Türkçe ile argo söylem arasındaki bu gerilimi, kentsel alanın sınıfsal bölünmüşlüğünün ve gettolaşmasının doğrudan bir yansıması haline getirir.

  • Söylemler Arası Çatışma ve Uyumsuzluk: Kıvırcık Paşa romanında ise bambaşka bir dilsel duvar yükselir. Geleneksel medrese eğitimi almış bürokratların kullandığı resmî, yapay ve ağdalı dilsel göstergeler ile sokağın canlı, dinamik ve esnek dili karşı karşıya gelir. Alus, bu iki söylem arasındaki gerilimi kullanarak modernleşme sancıları çeken geç Osmanlı toplumunun semiyotik kırılma noktalarını açığa çıkarır. Dil, karakterlerin toplumsal dönüşüm karşısındaki uyumsuzluğunu ve yapaylığını komik unsurlarla dışa vuran bir göstergeler ağına dönüşür.

Alus bize kentin sadece taş binalardan veya sınırlardan değil, birbiriyle çarpışan, sokağın sınırlarını kendi ürettiği kodlarla çizen dillerden oluştuğunu gösterir.

Kentsel Bellek Kütüphanesi

Sermet Muhtar Alus’un gazete köşelerinde, arşiv tozlarında kalmış dağınık yazıları, son yıllarda kültürel çalışmalar perspektifiyle tematik kitaplar halinde derlenerek kentsel hafızanın en önemli başvuru kaynaklarına dönüştürüldü. Büyüyen Ay ve İletişim Yayınları gibi yayınevlerinin bu dağınık külliyatı tematik olarak sınıflaması, İstanbul’un maddi ve manevi kültürünü semtler, yapılar, gündelik alışkanlıklar ve meslekler üzerinden bütüncül bir şehir ansiklopedisi gibi okumamıza olanak tanıyor.

Bu tematik yayınlar, Alus’un kentsel mekânı homojen bir yapı olarak değil, dinamik ve çatışmalı bir alan olarak kurduğunu çok net bir şekilde belgeliyor:

  • Mekânsal ve Mimari Tabakalaşma: Eski İstanbul’da Semtler, Yapılar ve Mekânlar ile Yalılar, Köşkler, Konaklar derlemeleri, mimari sosyolojinin ve kentsel coğrafyanın mikro-tarihini sunar. Alus bu metinlerde, Şişli ve Beyoğlu gibi kozmopolit, alafranga semtlerin gündelik yaşam pratikleri ile Aksaray, Fatih veya Üsküdar gibi geleneksel mahallelerin sosyo-kültürel kodları arasındaki semiyotik karşıtlıkları çözer.

Eski İstanbul'da Yalılar, Köşkler, Konaklar - Sermet Muhtar Alus

Eski İstanbul’da Yalılar, Köşkler, Konaklar – Sermet Muhtar Alus

  • Gündelik Hayatın ve Maddi Kültürün Sosyolojisi: Eski İstanbul’da Giyim Kuşam, Yeme-İçme Kültürü ve Sağlık gibi derlemeler; sofra adabından moda sosyolojisine, saç/yüz bakımı pratiklerinden halk hekimliğine kadar uzanan devasa bir antropolojik veri tabanı sunar.

  • Kentsel Rehber ve Sözlü Tarih: İstanbul Kazan Ben Kepçe ile Masal Olanlar gibi anıtsal eserler, Taksim’den Şişli’ye, Aksaray’dan Adalar’a uzanan bir kentsel rehber işlevi görürken, aynı zamanda nostaljik kent belleğinin ve sözlü tarih tanıklıklarının canlı birer kaydı niteliğindedir.

İstanbul Kazan Ben Kepçe - Sermet Muhtar Alus

İstanbul Kazan Ben Kepçe – Sermet Muhtar Alus

Yazıların bu şekilde tematik olarak kategorize edilmesi, Alus’un sokağı ne kadar büyük bir titizlikle kompartımanlara ayırdığını ve kentin modernleşme sürecini ne denli bütüncül bir perspektifle analiz ettiğini gözler önüne seriyor.

Sonuç

Sermet Muhtar Alus’un geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi İstanbul’una dair ürettiği yazınsal ve görsel külliyat, geleneksel edebiyat tarihçiliğinin sınırlarını çoktan aşan devasa bir kentsel arşivdir. İletişim bilimleri, medya etnografisi ve göstergebilimsel şehir okumaları çerçevesinde yapılan son dönem akademik çalışmalar, Alus’un kenti yalnızca tasvir eden pasif bir yazar olmadığını kanıtlıyor. Aksine o; kentin dilini, mekânını, eğlence kültürünü ve sınıfsal gerilimlerini kayıt altına alan aktif bir katılımcı gözlemci ve erken dönem görsel-işitsel bir iletişimcidir. Reşat Ekrem Koçu’nun anıtsal eseri İstanbul Ansiklopedisi‘ne yazdığı 135 maddeyle kentsel belleğin kurumsallaşmasına doğrudan omuz veren Alus, ne yazık ki ölümünden sonra arşivinin dağılması nedeniyle hak ettiği değere ancak çağdaş kültürel çalışmaların onu yeniden keşfiyle ulaşabilmiştir.

Peki, onun bu mirasını bugün ve gelecekte dijital dünyada nereye koyacağız? Alus külliyatı üzerine yapılacak geleceğin disiplinlerarası araştırmaları, yeni nesil medya araçlarını ve dijital insani bilimler yöntemlerini işin içine katmak zorunda. Örneğin yazarın metinlerinde ve tefrikalarında bahsettiği tüm o kaybolmuş mekânların, sokakların ve sivil mimari yapılarının Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak dijital bir İstanbul haritasına dökülmesi kentsel bellek için dönüm noktası olabilir. Bununla birlikte, onun metinlerinde dondurduğu o zengin İstanbul argosunun ve mahalle dillerinin dil bilimsel yöntemlerle sözlükbilimsel dökümünün çıkarılması, sokağın tarihsel sınırlarını yeniden anlamamızı sağlayacaktır. Kentsel modernleşmenin, Alus’un metin ve çizgilerinin bir arada çalıştığı görsel-metinsel çok modlu analiziyle yeniden incelenmesi ise bugünün dijital içerik üreticilerine muazzam bir perspektif sunacaktır.

Sermet Muhtar Alus’un bıraktığı miras, bir kentin belleğinin, o kentin sokağıyla kurulan doğrudan, sansürsüz ve niteliksel bir iletişimle nasıl canlı tutulabileceğini gösteren en parlak örneklerden biri olmaya devam ediyor. MİK Portal okurları için sokağın sesine kulak kesilme, o hafıza kayıt cihazını bugünün dijital araçlarıyla yeniden çalıştırma zamanı.


Kaynakça:

  • Alus, S. M. 30 Sene Evvel İstanbul: 1900’lü Yılların Başlarında Şehir Hayatı. (Tefrika: Akşam Gazetesi, 12 Mart 1931 – 27 Eylül 1931).

  • Alus, S. M. Kıvırcık Paşa. (Tefrika: Akşam Gazetesi, 11 Ekim 1931 – 20 Ocak 1932).

  • Alus, S. M. Onikiler. (Tefrika: Cumhuriyet Gazetesi, 1935).

  • Alus, S. M. İstanbul Kazan Ben Kepçe (1938-1939). İstanbul: İletişim Yayınları.

  • Aluç, B. (2006). Sermet Muhtar Alus’un Romanlarının Anlatıcı Tipolojisi ve Kültürel Unsurları. Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi.

  • Demiryürek, M. (2006). Sermet Muhtar Alus: Hayatı, Eserleri ve Bibliyografik Analizi. Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi.

  • Elmas Keleş, R. (2009). Sermet Muhtar Alus’un Eserlerinde Sosyal Meselelerin Tespiti. Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi.

  • Öztürk, Y. (2015). Sermet Muhtar Alus’un Eserleri Üzerinden İstanbul Kentsel Monografisi. Doktora Tezi, Fatih Üniversitesi.

  • Parlakpınar, M. Sermet Muhtar Alus’un Onikiler Adlı Romanında Argo Söylemler ve Dilsel Kodlar üzerine İnceleme.

  • Seven, N. (2006). Sermet Muhtar Alus’un Roman ve Öykülerinde Eski İstanbul İmajı ve Mekân-İnsan İlişkileri. Yüksek Lisans Tezi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi.

A. Faruk Yıldız
A. Faruk Yıldız Türk-Alman Üniversitesi'nde Kültür ve İletişim Bilimleri eğitimi aldı. Bundle'da Almanya ve 'Morning Bundle' editörü. Yeni içerikler üretir, film izleyicisidir, Calvino ve Vonnegut okurudur. Mizah basını ve grafik roman oburudur.

    Bunlar da ilgini çekebilir

    Abone Ol
    Bildir
    guest

    0 Yorum
    En çok oylanan
    En yeni En eski

    Daha Fazla Kültür