cigarette | Bir Nefes Melankoli, Bir Dal İsyan: Sinemada Sigara Sahneleri
0

Bir paket sigara, gerçek hayatta üzerine korkutucu uyarılar basılan, sansürlenen ve dışlanan sıradan bir alışkanlık olabilir ancak beyazperdede, zamanı büken, karakterlerin ruhunu çıplak bırakan ve hatta bir yönetmenin kendi evrenini inşa etmesini sağlayan kusursuz bir nesnedir. Karanlık salonda duyduğumuz o çakmak sesi ve ekranda süzülen gri duman, hiçbir zaman sadece yanan tütün değildir. O duman bazen bastırılmış bir aşkın iç çekişi, bazen sisteme karşı sessiz bir başkaldırı, bazen de yönetmenin seyirciye ‘Artık benim kurallarını koyduğum dünyanın içindesin.’ deme şeklidir.

Dumanın Sessiz Zarafeti ve Söylenemeyen Sözler: In the Mood for Love

In the Mood for Love - Tony Leung Sigara Sahnesi

In the Mood for Love (2000) Tony Leung’un canlandırdığı Bay Chow karakterinin sigara içtiği bir sahne

Sinema tarihinde, sigaranın en saf haliyile bir duyguya dönüştüğü o ilk duraklardan birine, dumanın kelimelerin yerini aldığı anlara gidelim. Wong Kar-wai’nin In the Mood for Love filminde, Bay Chow’un dudaklarından süzülen o dumanı düşünelim. Dar ve yağmurlu Hong Kong sokaklarında, loş otel odalarında yanan o sigara, asla alelade bir alışkanlık değildir. İki insan arasındaki aşılamaya mesafelerin, söylenemeyen sözlerin ve insanın üzerine çöken zamanın görselleşmiş halidir. Zarafetle tüttürülen her nefeste, melankolinin o boğucu ama büyüleyici ağırlığını hissederiz.

Klostrofobik Kamaralardan Varoluşsal Çıkmazlara: Gemide

Gemide Filmi - Erkan Can Kaptan Sigara Sahnesi

Gemide (1998) Erkan Can’ın canlandırdığı kaptan karakterinin sigara içtiği bir sahne

Ancak dumanın ağırlığı her zaman böylesine zarif bir romantizm taşımaz. Rotamızı o loş Hong Kong sokaklarından, klostrofobik ve paslı gemi kamarasına, Serdar Akar’ın Gemide‘desine çevirdiğimizde karşımıza bambaşka bir tablo çıkar. Erkan Can’ın hayat verdiği Kaptan için sigara estetik bir aksesuar değil; varoluşsal bir sancının, ahlaki çürümenin ve o meşhur “Napıcaz be Kamil?” çaresizliğinin dışavurumudur. Kaptan’ın hırsla yaktığı ve adeta ciğerini parçalarcasına çektiği her nefes, sinir krizinin eşiğindeki bir adamın son sığınağıdır. Bay Chow’un sigarası ne kadar sessiz ve kabullenmişse, Kaptan’ın sigarası bir o kadar çaresiz ve isyankardır.

Fransız Yeni Dalgası ve Nihilist Bir Umursamazlık:À Bout de Souffle

A Bout de Souffle - Jean-Paul Belmondo Sigara Sahnesi

A Bout de Souffle (1960) Jean-Paul Belmondo’nun canlandırdığı Michel karakterinin sigara içtiği bir sahne

Duyguların bu ağır yükünden kurtulup 1960’ların Paris sokaklarına çıktığımızda ise karşımıza apayrı bir estetik çıkar: Kusursuz bir kayıtsızlık. Jean-Luc Godard’ıın À bout de souffle filminde Jean-Paul Belmondo’nun canlandırdığı Michel karakteri için sigara, yüzünün ayrılmaz bir uzvudur. Klasik Hollywood gangsterlerine, özellikle de idolü Humphrey Bogart’a özenen Michel, dudaklarının kenarına iliştirdiği o sigarayla aslında koskoca bie sinema geleneğini yapboz gibi dağıtıp yeniden kurar. O dumanın arkasında ne Bay Chow’un o ağırbaşlı zarafeti ne de Kaptan’ın nefessiz bırakan çaresizliği vardır. Orada sadece Fransız Yeni Dalgası’nın kural tanımaz, serseri ve anı yaşayan ruhu tüter. Michel o sigarayla konuşur, o sigarayla çalıntı arabasını sürer, o sigarayla polisten kaçar ve o sigarayla aşık olur. Hayata ve yerleşik düzene karşı duyulan o nihilist ama bir o kadar da çekici umursamazlık, Belmondo’nun dudaklarının arasında hiç düşmeyen o filtresiz tütünde vücut bulur.

Modern Hayatın Boşlukları ve Kimlik Arayışı

New York Temposunda Bir Yoldaş: Sex And The City

Sex and the City - Carrie Bradshaw Sigara Sahnesi

Sex and the City(1998-2004) Sarah Jessica Parker’ın canlandırdığı Carrie Bradshaw karakterinin sigara içtiği bir sahne

Yıllar geçip sokakların yerini modern metropoller ve sessiz banliyöler aldığında ise sigaranın işlevi bir kez daha şekil değiştirir; artık karakterlerin kimlik arayışlarının ve modern hayatın boşluklarıyla başa çıkma biçimlerinin bir parçasıdır. Örneğin Sex and the City‘de Carrie Bradsaw’un elinden düşmeyen Marlboro Light, New York’un kaotik temposu ve yazarlık sancıları arsında onun bir yoldaşıdır.

Palo Alto ve Ergenlik Aidiyetsizliği

Palo Alto Filmi - Emma Roberts Sigara Sahnesi

Palo Alto (2013) Emma Roberts’in canlandırdığı April karakterinin sigara içtiği bir sahne

Ancak yönümüzü New York’un ışıltılı caddelerinden Kaliforniya’nın sessiz banliyölerine çevirdiğimizde, o dumanın anlamı yine silikleşir. Gia Coppola’nın Palo Alto filmindeki liseli gençler için sigara, Carrie’nin aksine bir stres yönetimi değil; banliyö hayatının o boğucu boşluğunu doldurma çabasıdır. Kayıtsızca tüttürülen o sigaralar; aidiyetsizliğin, büyükmüş gibi görünme arzusu ile çocuk kalma hüznü arasına sıkışmış o tanıdık ergenlik melankolisinin dumanlı bir yansımasıdır.

Bir Evren İnşası Olarak Tütün: Quentin Tarantino ve Red Apple

Tüm bu karakterler, dumanı gerçek dünyanın dertlerine, gerçek sokaklara ve gerçek markalara doğru üfler. Peki ya bir yönetmen gerçekliği ve onun sıkıcı kurallarını tamamen reddederse ne olur? İşte tam bu noktada, yazının en başında bahsettiğimiz o “tanrıcılık oynama” evresine, Quentin Tarantino’nun sinematik evrenine varıyoruz. Tarantino, dev tütün şirketlerinin ürün yerleştirme anlaşmalarına veya gerçek dünyanın popüler kültürüne boyun eğmeyi reddeder. O, kendi kurallarını koyduğu evreninde içilecek sigarayı da bizzat kendisi icat eder: Red Apple. Pulp Fiction’da Mia Wallace’ın şarap kırmızısı dudaklarının arasına yerleşen, Kill Bill’de Tokyo sokaklarındaki dev reklam panolarında gözümüze çarpan, The Hateful Eight’te o karlı kulübeye kadar uzanan ve Once Upon a Time in Hollywood’da Rick Dalton’ın bizzat reklamını yaptığı o sarı paketli, yeşil tırtıllı marka, sinema tarihinin en zekice kurgulanmış tüketim nesnelerinden biridir.

Tarantino, Red Apple ile sigarayı bir duygu durumu veya stres yönetimi aracı olmaktan çıkarıp, doğrudan bir “evren inşaası” aracına dönüştürür. Karakterler o paketten bir dal çıkarıp yaktığında, seyirciyle sessiz bir anlaşma yapılır: Dış dünyanın gerçekliği kapıda bırakılmış; sadece Tarantino’nun kurallarının ve estetiğinin olduğu o kapalı evrene adım atılmıştır.

Pulp Fiction - Tarantino Red Apple Sigara Sahnesi

Pulp Fiction (1994) filminde Uma Thurman’ın canlandırdığı Mia Wallace ve Tim Roth’un canlandırdığı Pumpkin karakterlerinin sigara içtiği sahne.

Red Apple, tütünün ve kağıdın sinemadaki yolculuğunun belki de en fiyakalı zirvesidir. Çünkü bu kurgusal paketten çıkan her dalda, duman artık sadece bir karakterin ciğerlerinden çıkmaz. Doğrudan yönetmenin zihnine, oradan da izlediğimiz perdeye yönelir.

Karanlık bir sinema salonunda koltuğumuza gömülüp perdeye yayılan o ateşi izlediğimizde, havaya karışıp kaybolan şeyin hiçbir zaman sadece bir bitki olmadığını biliriz. O duman; Bay Chow’un zarif suskunluğundan Kaptan’ın küfürlü çaresizliğine, Michel’in serseriliğinden Palo Alto gençlerinin aidiyetsizliğine ve nihayet Tarantino’nun kurgusal evrenine kadar uzanan görünmez bir iptir. Gerçek dünyanın dışlanmış ve sansürlenmiş bu alışkanlığı beyazperdede kelimelere, isyana ve yepyeni bir evrene dönüşür.


DİPNOT: SİGARA SAĞLIĞA ZARARLIDIR


Kaynakça:

Akar, S. (Yönetmen). (1998). Gemide [Film]. Yeni Sinemacılık.

Coppola, G. (Yönetmen). (2013). Palo Alto [Film]. Tribeca Film.

Godard, J.-L. (Yönetmen). (1960). À bout de souffle [Film]. Société Nouvelle de Cinématographie.

Star, D. (Yaratıcı). (1998–2004). Sex and the City [Dizi]. HBO.
Tarantino Q. (Yönetmen). (1994). Pulp Fiction [Film]. Miramax.
Wong, K.-W. (Yönetmen). (2000). In the Mood for Love [Film]. Block 2 Pictures

 

Irmak Manav
Türk-Alman Üniversitesi İktisat öğrencisi. Çeşitli mecralarda sinema üzerine yazılar üretiyor.

    Bunlar da ilgini çekebilir

    Abone Ol
    Bildir
    guest

    0 Yorum
    En çok oylanan
    En yeni En eski

    Daha Fazla Sinema