Lubitsch Dokunuşu: Lubitsch Olsa Nasıl Yapardı?

 

Hiçbirimiz eğlenceden başka bir şeye hizmet ettiğimizi düşünmüyorduk. Sadece Ernst Lubitsch bunun sanat olduğunun farkındaydı. – John Ford

 

Ernst Lubitsch Kimdir ?

 Ernst Lubitsch 1892 yılında Almanya’da doğmuş, 1911 yılında 19 yaşındayken Max Reindhart’ın tiyatrosunda oyunculuğa başlamıştır. I.Dünya Savaşı öncesinde sessiz komedi filmlerinde rol almış, ardından senaristlik ve yönetmenliğe geçiş yaparak Almaya’da tanınan bir isim haline gelmiştir.

1918 yılında Die Augen der Mummie Ma (Mumyanın Gözleri) filmini yönetmiş, bu filmde zamanla izleyicinin favorisi haline gelen önemli iki aktör Pola Negri ve Emil Jannings ile çalışmıştır. I. Dünya Savaşı sıralarında Alman sinemasının yurt dışında gösterilen ilk filmlerine imza atmıştır.

1923 yılında çektiği Rosita filmi çok başarılı bulunmuş ve aktör Mary Pickford ile Hollywood’a davet edilmiş ve sonrasında buraya yerleşmiştir. Kariyerinin dönüm noktası olan Hollywood macerası bu şekilde başlamış ve bu dönemden sonra en çok tanınan işlerine imza atmıştır. Amerika’ya yerleştikten sonra geliştirdiği kendine özgü tarzı daha sonra Lubitsch Dokunuşu (The Lubitsch Touch) ismini almıştır.

Lubitsch ve Pickford Rosita filminin çekimlerinde
Lubitsch ve Pickford ”Rosita” filminin çekimlerinde

Lubitsch Dokunuşu Nedir?

Lubitsch Dokunuşu uzun bir liste oluşturan birtakım meziyetleri kısa ve öz olarak içeren bir deyimdir : ince zevk, stil, ince bir zeka, ince espri, albeni, zarafet, tatlı dil, parlak bir kayıtsızlık, cesur cinsel nüans. – Richard Christiansen

Lubitsch Dokunuşu sinema tarihinde önemli yeri olan, zarif ama cesur dokunuşları ile dikkat çeken bir tarzdır .

Ekran siyah, yavaşça, giriş niteliğindeki şarkının eşliğinde Paramount’un kolaylıkla tanınabilen logosu ekranda beliriyor. Şarkıcının da belirttiği gibi  “Most any place can seem to be a paradise”(Birçok yer cennet olabilir.), sözleri eşliğinde logo yavaşça kayboluyor ve yerine ”Trouble in” kelimeleri belirmeye başlıyor. Birazdan bu kelimelere eşlik eden bir çift kişilik yatak imgesi beliriyor ve bu imge neredeyse birkaç saniye sonra beliren ”Paradise” kelimesi ile örtülüyor böylece filmin başlığı tamamlanmış oluyor. Trouble in Paradise’ın(Ernst Lubitsch, 1932) giriş sekansında bile Ernst Lubitsch’in mevcudiyeti açıkça hissediliyor. Şarkıcının izleyiciye ‘whilst you embrace just the one that you adore'(sevdiğini kucakladığında) her yerin cennet olabileceğini söylediği anı kelimeler ve fotoğrafla yaratılan ”trouble in bed”(yatakta problem) imgesi ile bütünleştirerek, Lubitsch daha filmin açılışında filme dair ikilemi vermeyi başarıyor : ‘eğer o yatak bir cennetse, nasıl sorun yaşanabilir?’

Bu sorun açılış sahnesinin devamında cevaplanıyor. Yatak fotoğrafının üzerinde başrol oyuncularının isimleri beliriyor Miriam Hopkins, Kay Francis ve Herbert Marshall, kadın oyuncuların isimleri kesikli bir çizgi şeklinde erkek başrolün isminin üzerinde, yatağın tepesinde bir üçgen şeklini alıyor. Yani yatakta yaşanan sorunun sebebi, birisinin ‘sevdiği kişi’ ile değil ‘sevdikleri’ ile problem yaşaması. Bu imgeler Lubitsch Dokunuşu’nun ne demek olduğunu mükemmel şekilde kanıtlar nitelikte. Ses ve imgelerin bu şekilde sunumu açıkça film hakkında bilgi vermek için hazırlansa da yine de her şeyi açık seçik ortaya dökmeyecek biçimde yapılmış…

Toruble in Paradise Açılış Sahnesi
Toruble in Paradise Açılış Sahnesi

Lubitsch Dokunuşu bugün dahi birçok filmde görmek isteyeceğimiz bir anlayış ve anlatım tarzıdır. Olayları esprili bir şekilde, görsel anlatıma önem vererek anlatmak tarzın ayırt edici özelliklerindendir.Lubitsch Dokunuşu’nu daha iyi anlamak için, ünlü yönetmen Billy Wilder’ın(Some Like It Hot, Sunset Boulevard) konu hakkındaki anlatımına göz atalım:

 

 

“Kralı altmışlı yaşlarındaki oldukça saygın bir oyuncu, kraliçeyi güzeller güzeli Miriam Hopkins, teğmeni ise genç ve yakışıklı Maurica Chevalier canlandırıyor. Lubitsch önce bize kralın odasında giyindiğini gösteriyor. Sonra adam odasından ayrılıyor, ve kapıda topuklarını birbirine vuran, kılıcını taşıyan Maurice Chevalier’i görüyoruz. Kralın merdiven basamaklarını adım adım inişini izliyor.
Chevalier’e dönüyoruz.  Kralın ayrıldığı odaya giriyor, kapıyı kapatıyor. Kraliçe hala içeride, ancak odanın içini görmüyoruz, burası çok önemli.
Krala dönüyoruz. Aniden kemerini ve kılıcını unuttuğunu fark ediyor. Merdivenin basamaklarını çıkmaya başlıyor, odasına dönecek. Odasının kapısını açıyor, içeri giriyor, kapıyı çekiyor. Hala odanın içini görmüyoruz.
Kral odadan geri çıkıyor, kemerini ve kılıcını almış. Kemeri takmaya uğraşıyor, fakat bu kemer onun değil; küçük geliyor. Bunun üzerine odaya tekrardan giriyor ve sonunda Chevalier’i görüyor.”

Lubitsch Olsa Nasıl Yapardı?

Ünlü hikayeye göre,  Lubitsch 1947 yılında vefat ettiğinde cenaze töreninin ardından Lubitsch‘in yönetmen arkadaşları Billiy Wilder ve William Wyler (Ben-Hur, Roman Holiday)sessizlik içinde arabalarına doğru yürürler. Sessizliği ilk bozan Wilder olur ve şöyle söyler ”Artık Lubitsch yok.” bunun üzerine Wyler kendisine şu cevabı verir ”Daha kötüsü, artık Lubitsch filmi yok.”

Cenazeden sonra Wilder, kendisine ilham vermesi için ofisine, bizim de bugün üzerinde durduğumuz sorunun yazılı olduğu tabelayı asar ”How would Lubitsch do it?” (Lubitsch olsa nasıl yapardı?)

 

Hayatlarında hiç Lubitsch filmi izlememiş insanlar için üzülüyorum, ne çok hazdan mahrumlar.

Peter Bogdanovich

 


Kaynakça :

1.https://www.la-screenwriter.com/2014/05/16/the-lubitsch-touch/

2.https://offscreen.com/view/trouble_paradise

3.https://www.thecinegogue.com/the-lubitsch-legacy-how-would-lubitsch-do-it/

4.https://www.britannica.com/biography/Ernst-Lubitsch

 

 

Türk-Alman Üniversitesi'nde Kültür ve İletişim Bilimleri Öğrencisi

Türk-Alman Üniversitesi/ Kültür ve İletişim Bilimleri

Bir Yorum Yazın