Kategoriler: AkademikKültürMedya

Küresel Medyada Oryantalizm

Takvimler 2013’ü gösterirken Avrupa’nın kuzey bölgesinde, İngiltere’de, halk tarafından hatırı sayılır bir şekilde yankı uyandıracak olan Britanya için tam bağımsızlık” mottosu, tüm ülke içerisinde günden güne adından söz ettirmeye başlamıştır. Brexit naralarıyla oluşan bu durumun sonucunda Başbakan David Cameron, 23 Haziran 2016’da Britanya’nın AB’den ayrılıp ayrılmayacağını netleştirmek için bir referanduma gidileceğini açıklayarak Avrupa siyasi gündemini uzun süre meşgul edecek bir sürecin kapılarını açmış olmuştur.

İngiltere’de milliyetçi sağ görüşlü bir siyasi parti olan UKIP ve o dönemin parti lideri Nigel Farage ile yine o dönemin Londra Belediye Başkanı şimdinin Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson’un önderliğinde Brexit adına birçok siyasi propaganda yürütülmüştür.  

Referanduma günler kala ise Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılmasını desteklemek için kurulmuş bir siyasi kampanya grubu olan Leave.EUTwitter hesabı üzerinden şöyle bir gönderi yayınlamıştır: 

Avrupa Komisyonu raporu, Türkiye’nin vizesiz seyahatinin AB içinde “suçluların ve teröristlerin hareketliliğini arttıracağını” kabul ediyor.

Üstelik bu tarz propagandalar sadece sosyal medyada kalmayıp sokaklara da taşınmıştır. 

76 milyon nüfuslu Türkiye, AB’ye katılıyor.

Yukarıdaki örneklerden anlayacağımız üzere, Brexit’i savunan siyasilerin onlara göre uzaklarda yer alan bir coğrafyanın- savundukları görüş gerçekleşmediği takdirde- büyük bir tehlike arz ettiği izlenimi yaratarak halk içinde amiyane tabirle bir korku iklimi oluşturulmaya çalışılmıştır. Peki ama, Brexit fikrini destekleyen siyasilerin bu yönteme başvurmalarının nedeni ne olmuştur? 

McGill Üniversitesinde korku sosyolojisi üzerine çalışmaları bulunan Frank Furedi, bu konu hakkında şu açıklamalarda bulunmaktadır: 

Modern insanın korkuları arttıkça güvenlik ihtiyacı da aynı oranda artmıştır. İktidarlar tarafından bu güvenlik ihtiyacının giderilmesi vaadi karşılığında yaşamından taviz veren modern insan, böylece iktidarların güvenlik söylemlerine daha bağımlı hale gelmiştir. Bağımlı yaşamaya alışan topluluklar, yönlendirilmeye açık oldukları için, politik düzenin pasif ögeleri durumuna indirgenmişlerdir.”

Seçim günü geldiğinde ise halktan alınan %52 Evet oyu ile birlikte Britanya, AB’den ayrılma sürecine doğru giden yolda ilk adımını atmıştır. Furedi’nin sözlerinden yola çıkıldığında, farklı mecralarda Doğu üzerinden tehlike söylemlerinin, kazanılan bu başarıda büyük bir faktör olarak yer aldığı ihtimalinden bahsedilebilir. Peki ama, Britanya halkı içerisinde, bir bölgede yaşayan insanlara karşı duyulan bu korku nasıl vardı da, siyasiler halkın bu zaafını kullanmıştır? 

Medyanın Yarattığı Doğu Algısı

Kitlesel medyada Doğu algısının nasıl yaratılabildiğine gelmeden önce, ilk olarak Oryantalizm kavramına kısaca değinmemiz gerekebilir. Oryantalizm genel anlamda, Doğu’yu merak eden Batı’nın; insanlarının, dinlerinin, dillerinin, kültürlerinin ve tarihlerinin araştırmaları olarak kullanılsa da, yirminci yüzyılın önemli entelektüellerinden birisi olan Edward Said, 1978 yılında yayımladığı Oryantalizm adlı eseriyle Doğu-Batı ilişkilerine yeni bir yorum getirmiştir. SaidDoğu hakkında elde edilen bilgilerin, masum ve objektif olmayıp belli menfaatleri yansıtan bir sürecin sonucu olduğunu savunur. Ona göre Batı yani Avrupa ve ABD, özellikle Ortadoğu ülkeleri ve halklarına ait olan gerçekliği çarpıtan bir mercekten baktığını ileri sürmektedir. 

Bu mercek özellikle günümüzde medya araçlarında yer almaktadır. Yani, Batı’nın Ortadoğu’da yaşayan insanları belirli kalıp yargılar çerçevesine sokarak ötekileştirme ideolojisi günümüzde medya tarafından yansıtılmakta, daha önceden var olan öteki tanımlamaları medya tarafından tekrarlanarak güçlendirilmektedir. Özetle, yıllar öncesinde keşif gezileri sırasında karşılaşılan öteki, artık televizyon ekranlarından el sallamakta, gazete sayfalarından bize bakmaktadır. 

Bu ideolojinin artık medya üzerinde rol almasının gerekçesi ise, George Gerbner’in Ekme Kuramı üzerine söylediği bu sözlerle daha netlik kazanacaktır:  

“Medya insanların inanç, tutum ve davranışlarını üzerinde gözlemlenebilir ve kısa vadeli etkiler yaratmaz; uzun vadeli süreçte insanların toplumsal gerçekliği algılama biçimlerini şekillendirir, eker”

Gerbner’in sözlerine dayanarak söyleyebiliriz ki; eğer bir düşünce biçimi zihinlere yerleştirilmek isteniyorsa, bunun için en etkili yol medyadır. Kaldı ki yazının devamında yer alan örneklerle bu teoriyi destekleyen girişimlerin ne kadar fazla olduğu yer almakta olacaktır.

Çocukluktan Beri Zihinlerde Yaratılan Doğu-Batı Kavramı

Doğu’daki insanları aynı kalıba sokmakta direnen Oryantalizm düşüncesi, çocukların tükettiği medya mecralarında da rol alıyor. Verilmek istenen bu mesajların çocukluktan beri başlamasının nedenleri, Payne Fund adlı bir vakfın yürüttüğü çalışmalarla daha da iyi anlaşılacaktır. 

1920’lerin sonunda, bu vakıf tarafından yürütülen bazı çalışmalarda sinema filmlerinin toplum, özellikle de çocuklar üzerindeki etkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmalar sonucunda P.W. Holaday ve George D. Stoddard çocukların ve yetişkinlerin sinema filmleri sayesinde bilgilendiklerini ve öğrendiklerini de akılda tuttuklarını ortaya koyarken Ruth C. Peterson ve L.L. Thurstone ise sinema filmlerinin çocukların etnik grup, ırk kategorileri ve toplumsal sorunlar gibi meselelere karşı tutumlarında değişikliğe yol açtığını göstermiştir.  

Oryantalizm düşüncesinin hakim olduğu medyada ise “Öteki” genellikle, Ben”den farklı ve Ben”in uzağında olandır. Çocuklara yönelik olan medya evreninde yaratılan “Öteki” korkulması gereken, baş karakterin düşmanı bir “vahşi” olarak tanımlanmıştır. Genellikle bu mecradaki “Öteki” agresif tavırlı, şiddet ve savaş yanlısıdır. 

Aladdin (1992)

Rambo Comics

Öteki”nin karşısında “Biz” olan ABD ise çizgi filmlerde ve çizgi romanlarda çocukların gözünde güçlü ve kahramanca bir imaj çizmeye çalışır ve kendisine görev olarak edindiği dünyayı kurtarma misyonunu çizgi film alanında Superman karakterine yükleyerek yapmaktadır. Buna örnek olarak ABD’nin İkinci Dünya Savaşı süreci içerisinde Nazi karşıtı bir propaganda yapmak adına Superman karakteriyle “Kurtarıcı Amerika” mesajını çizgi romanlarda pek çok kez vurguladığı söylenebilir.

Şubat, 1940

2021 yapımı olan Injustice animasyon filminde ise Supermanözellikle altta yer alan kareye bakıldığında daha da netlik kazanacaktır ki- Ortadoğu’da barış yanlısı ve arabulucu bir izlenim sergilemektedir. 

Injustice (2021)

Doğu’yu Çağ Dışı Olarak Çizmek

Medyada Doğu sadece “barbar” olarak nitelendirmekle kalmayıp “çağ dışı” ve ‘modernlikten uzak’ olarak da temsil edilmektedir. Çünkü, Modernizm’in sebep olduğu durumlardan biri, Batı dışı toplumları “modernleştirerek” Batı’ya benzetmektir. Bu sürecin dışında kalan toplumlar ise “geri kalmış” olarak etiketlenmektedirler. Said’e göre Batı bu şekilde Doğu’nun dev aynasında kendini üstün olarak konumlandırır ve muasır olmayanlara “öteki” damgası vurmaktadır. 

Özellikle Batı sineması Doğu’yu, yukarıda bahsedildiği gibi nasıl “çağ dışı” bir kimlikle tüm dünyadaki izleyicilere sunduğunu az çok hepimizin aşina olduğu bir şehirden, İstanbul’dan; yansıyan karelerle örneklendirilebilir:

Taken 2 (2012)

American Assassin (2017)

Hasılatları milyon dolarlara ulaşan bu iki filmde de sayılı sekanslarda gösterilen İstanbul sokaklarına baktığımızda, insanların giyim kuşamının Türkiye ölçütünde pek de doğru yansıtılmadığını söyleyebiliriz. Batı Sinemasının bu yönteme başvurmasının sebebi Dominique Schnapper’in şu sözleriyle birlikte bir çıkarım yapılabilir: 

Öteki”nin oluşturulması bir dışlama ve farklılaştırma sürecidir, öncelikle “Ben” farkları saptamaktadır. İnsan toplumlarının gösterdikleri farklılık, kendinden olmayan toplumu aşağı görme davranışını getirmiştir. “Ben”,“Öteki”ne değer biçerken “benim” kültürümün ölçütlerini kullanır. Bu durumda “Öteki”, kendisinin eksik halinden başka bir şey olamamaktadır. Öteki bu farkla kabul görülmektedir, değiştirilmesi mümkün olmayan bir aşağıda olma hali içinde donup kalmaktadır.”

Yazının başına gelecek olursak da, Türkiye’yi ancak böyle mecralardan tanıyabilen bazı Britanyalılar “modern bir görünümden uzak” imajıyla özdeşleşen Türkiye’yi –Schnapper’in sözlerine de dayanak olarak gösterirsek- ister istemez “öteki” olarak etiketlemiş olabilirler. Buna istinaden halk içerisinde olan “bizden çok farklı” hissi, korku yaratmış olabilir ki, halktanBrexit’e Evet” oyu almak isteyen siyasiler bu durumu menfaatleri adına kullanmış olabilmektedir. 

Haberlerle Doğu’yu İnşa Etmek

Sinemanın yanında zihinlerde yaratılan Doğu algısı bağlamında haberlerin etkisi, azımsanmayacak kadar büyük bir önem taşıyabilmektedir. Çünkü bizler haberlerle birlikte bir konu veya bir yer hakkında daha çok içeriğe maruz kalarak fikir edinmiş olabilmemiz mümkün. Fakat edindiğimiz fikirler ne kadar güvenilir olabilir? Doğu algısı yaratmada haberlerin etkisinin ne kadar büyük olabileceğini Alain de Botton’un şu sözleriyle anlamlandırılabilir. 

“Haberler, hangi olaylara yer vermeyip hangi olaylara ışık tutacağını seçmek suretiyle gerçekleri titizlikle biçimlendirmiş olur. İşte tam bu noktada inanılmaz derecede büyük ve genellikle farkına varılmayan bir güç yatar: Bu, vatandaşların birbiri hakkındaki fikirlerini şekillendirme gücüdür; ‘diğer insanların’ tabiatıyla ilgili fikrimizin ne olması gerektiğini belirleme gücüdür; hayalimizde bir ulus inşa etme gücüdür”

Medyada üretilen öteki söylemlerinden biri de İslamiyet ve Araplar üzerine üretilenlerdir. 1990‘da Sosyalist Blok‘un çökmesiyle yarattığı büyük öteki”sini kaybeden Batı, bundan sonra yeni bir öteki arayışına girmiş ve İslam‘ı seçmiştir. Özellikle altta yer alan başlığa bakarak Batı, düşman Doğu algısının temellerini atmaya başladığını anlayabiliriz. 

“Kızıl Tehdit Yerini İslam’a Bıraktı” (21 Ocak 1996), The New York Times

İslam üzerinden düşman Doğu algısı, özellikle 11 Eylül 2001‘de yapılan saldırının ardından medyanın etkisiyle birlikte zihinlerde daha da fazla yer etmiştir. Medya üzerinden Doğu-Batı ayrımının vurgulanmasına yönelik verilebilecek en iyi örnek ise dönemin ABD Başkanı George W. Bushun Haçlı Seferi benzetmesini gösterebiliriz. 

HAÇLI SEFERi| Dünyayı zalimlerden kurtaracağız. (14 Eylül 2001), Daily News

Sosyolog Herbert Gans’ın yaptığı bir araştırmada, Amerikan radyo ve televizyonlarında haber olarak yayınlanan konular ile Amerika‘nın askeri, politik ve ekonomik çıkarlarının örtüştüğünü göstermiştir.

Bu konuya dair en çarpıcı örnek olarak 11 Eylül saldırısından hemen akabinde gerçekleşenlerden söz edebiliriz. Çünkü saldırıdan hemen sonra Amerika’da, Ortadoğu düşmanlığını körüklemeye sebep olan Filistin’den görüntüler gelmiştir. Başta CNN olmak üzere bütün Amerikan televizyonlarında gösterilen sahnelerdeki Filistinlerin sevinç gösterilerini milyonlarca Amerikalı izlemiştir; görüntülerde saldırıları kutlayan Filistinliler, havaya ateş açıp, dans edip, çığlıklar atıyorlarmış.

Bu sahneler, saldırının şokunu yaşayan Amerikan kamuoyunda tepkiye neden olmuştur. Ancak günün ilerleyen saatlerinde Filistinli yetkililer, sahnelerin arşiv görüntüsü olduğunu ve olay anını yansıtmadığını açıkladıktan sonra görüntüler kaldırılsa da, bu görüntüler ABD halkının bilinçaltında Ortadoğu’ya karşı olan öfkeyi engelleyememiştir. 

Ayrıca, o günden kalan daha ayrıntılı görüntülere de buradan ulaşabilirsiniz. 

Medya, “biz” ve “ötekiler” formülü ile ulusal topluluklarda kimin içeride kimin dışarıda olduğunu belirterek toplumun sınırlarını belirleyen bir “sosyal harita” oluşumuna yardımcı olabilirken “Biz” duygusunu yeşertmede de önemli bir görev görebilir. Bu anlayışın medya üzerinden nasıl yaratılmaya çalışıldığı Newsweek dergisinin bu kapağına bakarak görülebilir. 

“Neden Bizden Nefret Ediyorlar” (15 Ekim 2001), Newsweek

Bu örneklerle şu çıkarımı yapabiliriz ki,Öteki”nin oluşturulmasının bir diğer nedeni ise ben”i bir arada tutabilmek için bir düşman yaratmaktır. “Öteki” genellikle korkulması gereken bir unsur olarak tasarlanmıştır, uzak durulması ve uzak tutulması gerekendir. Böylelikle bir tehdit unsuru oluşturarak ben”i daha doğrusu biz”i bir arada tutmak kolaylaşır. Biz”i oluşturan bireyler dışarıdan, bilinmeyenden, öteki”nden gelebilecek tehlikelere karşı birbirlerine kenetlenme gereği duyar. Özellikle Bush’un 2001-2003 arası halktan aldığı “Onay Oranı”na bakacak olursak, o dönemlerde ABD’de büyük bir kenetlenme ruhunun olduğu söyleyenebilir.

Doğu’nun düşman olarak karakterize edilmesi ve Bush’un halktan aldığı yüksek onay oranını da göz önünde bulundurduğumuzda o bölgede vuku bulabilecek askeri operasyonların kaçınılmaz bir durum haline gelme ihtimali yüksekti ve ne yazık ki, öyle de oldu. Sonuç ise, iki tarafta da gerçekleşen binlerce can kaybı… 

Peki; dinleri, gelenekleri ve dilleri farklı olan insanlar, aynı toplumun veya siyasi yapının içinde birlikte yaşayamaz mı? Şiddet ve düşmanlık olmaksızın farklılıklar kabul edilemez mi? Bu trajik hikayelerin, travmaların, can kayıplarının hep devam mı etmesi gerekir? Uzlaşmacı bir tutum sergilemek maddi çıkarların ardında mı saklı kaldı? 

Bu sorulara cevap vermek ne yazık ki çok zor. Çünkü tarih boyunca insanlık; bölerek, karşıtlıklar ve ayrımlar yaratarak dünyayı algılama yolunu seçti. Bir olma yolundan gitmekten ziyade farklı olanlara “onlar” etiketini yapıştırarak kendisini tanımladığını sandı. Ayrışmak bir olmaktan daha tercih edilebilir oldu. Farklı kültürdeki, bölgelerdeki insanları takdim etme ve dünyayı birbirine bağlama gibi insanlık adına önemli bir görevi olan medya ise insanları ayrıştırma konusunda en büyük rolü oynadı.

Kaynakça


Ayrıca, Oryantalizm hakkında daha ayrıntılı bilgiler edinmek için yazarımız Su Efsane Akpınar‘ın “Oryantalizm Nedir” adlı yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu yazı en son şu tarihte düzenlendi 1 Mayıs 2022 22:52

Aziz Ata Şen

TDU-KKW

Okuyucular ne diyor?