Bir 'Marjinal Man' İncelemesi: Aras Ören'in Eserlerinde Göç ve Kimlik - Ahmet Faruk Yıldız - A. Faruk Yıldız
0

Türk-Alman edebiyatında “arada kalmışlığın” en somut seslerinden biri olan Aras Ören, yalnızca göçün tanığı değil, aynı zamanda göçün dilini kuran bir yazardır. 1939 doğumlu Ören, 1969 yılında İstanbul’dan Berlin’e uzanan göç yolculuğuyla birlikte, hem bireysel hem de edebî bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu tarih, onun yalnızca coğrafyasını değil, edebiyatını da ikiye böler: Türkiye’de doğan bir yazar, Berlin’de yeniden yazılmaya başlar.

Ören’in edebiyatı, bu kırılma noktasından itibaren “iki kültürün kesiştiği sınırda” yaşamın tüm çelişkilerini ve gerilimlerini görünür kılar. “Kavşaktaki yazar” olarak tanımlanması, tam da bu nedenle rastlantı değildir. O, ne Türk edebiyatının merkezinde kalır ne de Alman edebiyatının çevresinde kaybolur; her iki alanda da eşzamanlı bir varlık gösterir. Berlin’in Kreuzberg semti, bu varoluşun mekânsal karşılığına dönüşür.

Aras Ören’in Eserlerinde Göç ve Kimlik - Ahmet Faruk Yıldız - A. Faruk Yıldız - Türk-Alman Üniversitesi - Gazeteci

Kreuzberg (1970’ler)

Aras Ören, eserlerinde göçmen figürünü yalnızca sosyolojik bir vaka olarak değil, edebî bir özne olarak yeniden inşa eder. 1970’lerin başında yayımladığı “Berlin Üçlemesi” –Naunyn Sokağı’nda Niyazi Ne İstiyor? (1973), Kağıthane Rüyası (1974) ve Gurbet Değil Artık (1980)- Türk-Alman edebiyatında gerçekçi bir kırılma yaratır. Bu üçleme, göçmen işçilerin yaşadığı ekonomik, kültürel ve duygusal ikilemleri yalnızca konu edinmez; onların bilincini, konuşma biçimlerini, hatta sessizliklerini edebiyatın merkezine taşır.

Naunyn Sokağı’nda Niyazi Ne İstiyor?

“Naunyn Sokağı’nda Niyazi Ne İstiyor?” – Aras Ören

Bu bağlamda Ören’in yeri, klasik “misafir işçi anlatısı”nın ötesindedir. “Türk-Alman edebiyatının kurucu babalarından biri olarak kabul edilen Aras Ören , yalnızca bir göçmen yazar olmanın ötesinde, iki kültür arasındaki sınırda konumlanarak bu mekânsal ve psişik arafta kendine özgü bir edebî dil inşa etmiş önemli bir entelektüel figürdür” ifadesi bu konumu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu göç, Ören’in kaleminde, hem bir “fiziksel yer değiştirme” hem de “eleştirel bir bilinç doğumu” olarak belirir. Berlin’e yerleşen yazar, orada yalnızca bir işçi olarak değil, yazarlık kimliğiyle de “misafir işçi”nin dünyasına içeriden bakar. Eserlerini Türkçe yazması, bu içselliği koruma çabasının bir sonucudur. Ancak aynı eserlerin Almanca’ya çevrilerek Almanya’da yayımlanması, hedef kültürle kurulan bilinçli bir diyalog biçimidir. Ören böylece, iki dil arasında, iki toplumun tam ortasında bir “üçüncü alan” yaratır.

Aras Örens Naunynstraße-Filme: Berliner Stadtgeschichte aus türkischer

Aras Örens Naunynstraße-Filme: Berliner Stadtgeschichte aus türkischer

“Eserlerin Türkiye’de ancak 1980 yılında basılması ve Alman ilgisinin aksine aynı ilgiyi görmemesi, Ören’in edebî bağlamda da bir arada kalmış figür olduğunu teyit etmektedir” tespiti, bu çift yönlü yabancılaşmanın edebî boyutunu göstermektedir. Yazar, hem Türkiye’deki edebiyat çevrelerine uzak düşmüş hem de Almanya’da tam anlamıyla merkezde yer alamamıştır. Bu durum, onun edebî kişiliğini, tıpkı eserlerinin kahramanları gibi, “aradalığın temsilcisi” hâline getirir.

Ören’in eserleri bu yönüyle sadece göçmenliğin hikâyesi değil; “iki kültür arasında kalmış bireyin bilincinin edebiyat aracılığıyla nasıl bir eleştiri formuna dönüştüğünün” hikâyesidir. Bu noktada, Marjinal Adam Kuramı’nın teorik çerçevesi, Ören’in yazınında biçimsel ve tematik olarak ete kemiğe bürünür.

Marjinal birey, Park’ın ifadesiyle “iki kültürün kesiştiği yerde yaşayan kişidir.” Bu tanım, Ören’in hem biyografisini hem de karakterlerinin psikolojisini yansıtır niteliktedir. Nitekim “Ören’in eserleri, Robert E. Park ve Everett Stonequist tarafından formüle edilen Marjinal Adam kuramının, Türk göçmen işçi sınıfının deneyimi üzerinden toplumcu gerçekçi bir perspektifle zenginleştirilmiş ve politize edilmiş edebî bir tezahürü” olarak değerlendirilmiştir.

Berlin Üçlemesi - Aras Ören

Berlin Üçlemesi – Aras Ören

Bu yazıda Aras Ören’in Berlin Üçlemesi’ni, Marjinal Adam kuramının sunduğu kavramsal mercekle inceleyerek, göçmen edebiyatında marjinalitenin nasıl eleştirel bir bilinç hâline geldiğini ortaya koyacağız. Çünkü Ören, “arada kalmış” figürü edilgen bir kurban olarak değil, kültürler arasında köprü kuran aktif bir özne olarak konumlandırır. Onun edebiyatı, sınırda yaşamanın sıkışmışlığından değil, sınırın kendisinden üretilen yeni bir düşünme biçiminden beslenir.

Marjinal Adam Kuramı

Aras Ören’in edebiyatındaki marjinal bilincin kavramsal kökeni, 20. yüzyılın başında Chicago Okulu’nun geliştirdiği bir sosyolojik tipolojiye, Marjinal Adam Kuramı’na uzanır. Bu kuram, göç olgusunu salt ekonomik bir hareketlilik olarak değil, bireyin ruhsal ve kültürel yapısında bir kırılma yaratan süreç olarak ele alır.

Robert E. Park

Robert E. Park

Kavram, ilk kez Robert Ezra Park tarafından 1928 yılında American Journal of Sociology dergisinde yayımlanan “Human Migration and the Marginal Man” başlıklı makalede sistematik olarak ortaya atılmıştır. Park, “marjinal adam”ı, “iki toplumun kesiştiği sınırda yaşayan birey” olarak tanımlar. Bu birey, bir yandan köken aldığı kültürün değerlerini taşır, diğer yandan içinde bulunduğu kültürün normlarına maruz kalır; sonuçta, iki dünya arasında bir tür denge arayışına mahkûm olur.

Human Migration and the Marginal Man, Robert E. Park

Human Migration and the Marginal Man, Robert E. Park

Park’ın ifadesiyle, bu kişi “aynı anda iki farklı ve ayrı kültürel grubun hayatına ve faaliyetine katılmak zorunda kalan” biridir. Bu durum, bireyde “kararsız, istikrarsız bir ruh hâli ve yoğun bir öz-bilinç” yaratır. Ancak Park, bu arada kalmışlığı yalnızca bir travma olarak görmez. Ona göre bu sınır konumu, modern toplumların doğasında bulunan bir üretkenlik potansiyelini de taşır: kültürel farklılıkların kesiştiği yerde yeni düşünme biçimleri, yeni kimlikler ve yeni sentezler doğabilir.

Bu yönüyle Park, marjinalliği bir “kriz”ten çok bir imkân alanı olarak görür. Marjinal birey, toplumsal yapının kenarında yaşasa da, tam da bu kenardan merkeze dair bir farkındalık geliştirir. Bu farkındalık, ilerleyen yıllarda diyaspora edebiyatının karakteristik bakış açısına dönüşecek “çift bilinç”in ilk biçimidir.

Stonequist’in Genişletmesi

Park’ın öğrencisi Everett V. Stonequist, 1937 tarihli The Marginal Man: A Study in Personality and Culture Conflict adlı kitabıyla bu kavramı psikolojik bir derinliğe taşır. Stonequist, marjinal adamı, “iki toplumda ve sadece farklı değil, aynı zamanda çatışan iki kültürde yaşamaya mahkûm edilmiş birey” olarak tanımlar.

Bu konum, yalnızca sosyal değil, psişik bir ikilik yaratır: birey, iki dünyayı aynı anda taşırken, hiçbirine bütünüyle ait olamaz.

Stonequist’in “pota” (crucible) metaforu, bu süreci anlamak açısından önemlidir. Ona göre marjinal bireyin zihni, “iki farklı kültürün eriyip kaynaşmaya çalıştığı bir pota”dır. Bu pota, bir yanma ve yeniden şekillenme alanıdır; birey, iki kültürün çarpışmasından doğan yeni bir kimlik biçimi yaratır. Park’ın daha genel sosyolojik gözlemi, Stonequist’te bireyin iç dünyasına taşınır. Böylece marjinal adam, sadece kültürel değil, psikolojik bir varlık hâline gelir.

Stonequist’in modelinde bu süreç döngüseldir:

kültürel temas → çatışma → öz-bilinç → uyum çabası → yeni kişilik tipi → sentez ya da geri çekilme.

Bu döngü, diyaspora edebiyatının birçok karakterinde tekrarlanır; Aras Ören’in Niyazi’si de bu döngünün edebî bir yansımasıdır.

Çift Bilinç: Du Bois’ten Park’a ve Ören’e

Park ve Stonequist’in kuramları, W. E. B. Du Bois’in “çift bilinç (double consciousness)” kavramından önemli ölçüde etkilenmiştir. Du Bois, bu kavramı ırksal ayrımcılığın bireyde yarattığı bölünmüş benlik deneyimini açıklamak için geliştirmiştir.

Marjinal adam, kendini “iki aynadan” izler; biri ait olduğu kültürün, diğeri ise içinde bulunduğu baskın kültürün aynasıdır. Bu durum, bireyin benliğini ikiye böler ve onu sürekli bir “kendine dışarıdan bakma” hâline iter.

Bu bölünmüşlük, Aras Ören’in karakterlerinde somut biçimde görünür. Naunyn Sokağı’nda Niyazi Ne İstiyor?’da Niyazi, Almanya’da “Türk”, Türkiye’de “Alman” olarak görülür. Her iki toplumda da tam anlamıyla kabul görmez. Bu, Du Bois’in tarif ettiği “bölünmüş benlik”in (divided self) modern bir izdüşümüdür.

Ören’in Niyazi’si, Park’ın marjinal bireyinin kent sosyolojisindeki konumunu, Stonequist’in kişilik modelindeki iç çatışmayı ve Du Bois’in çift bilincini aynı anda taşır.

Göçmen İşçi Bağlamında Marjinallik

Park ve Stonequist’in kavramlaştırdığı marjinal adam, göçmen işçi deneyimiyle birlikte somut bir toplumsal tipe dönüşür. Almanya’daki “Gastarbeiter” kuşağı, bu kavramın tarihsel karşılığıdır. Ancak bu göçmenlik biçimi, başlangıçta “geçici bir misafirlik” olarak kurgulandığı için, bireylerin uzun vadede kültürel bir aradalığa mahkûm olacağını kimse öngörmemiştir.

Berliner Trilogie, Aras Ören

Berliner Trilogie, Aras Ören

Bu noktada Aras Ören’in eserleri, sosyolojik teorinin öngörüsünü edebî düzlemde doğrular. Naunyn Sokağı’nda Niyazi Ne İstiyor?’da mekân, Berlin’in Kreuzberg semtiyle sınırlı gibi görünse de, aslında iki ülke arasındaki geçici ve kalıcı kimliklerin kesişim alanıdır. Niyazi, tıpkı Park’ın tanımladığı gibi “hep ikisi arasında” kalır; Almanya’da “Türk-gibi”, Türkiye’de “Alman-gibi”dir.

Ören, bu arada kalmışlığı yalnızca bir yabancılık hissi olarak değil, kapitalist üretim düzeninin de bir sonucu olarak görür. Göçmen işçi, hem ekonomik hem de kültürel olarak sistemin kenarına itilmiştir. Ancak tam da bu “kenar”da, Park’ın sözünü ettiği eleştirel bakış doğar. Marjinal birey, merkezden dışlanmış olduğu için, merkezin kör noktalarını görebilir. Bu nedenle Ören’in karakterleri, birer kurban değil, farkındalığın taşıyıcılarıdır.

Kuramın Ören’deki Yeniden Yazımı

Aras Ören, Park ve Stonequist’in sosyolojik modelini edebî bir dile tercüme eder. O, marjinalliği “kimlik bunalımı”ndan “eleştirel bilince” dönüştürür. Kavşaktaki Yazar metninde de vurgulandığı gibi, “Ören’in eserlerinde marjinal konum, eleştirel bir bilincin, kültürel sentezin ve sınıfsal bir bakış açısının potansiyel kaynağına dönüşür”.

Bu dönüşüm, kuramın psikolojik düzleminden politik bir düzleme geçiştir. Park için marjinal birey modernleşmenin kaçınılmaz sonucuydu; Ören içinse kapitalist dünyanın iç çelişkilerini açığa çıkaran bir gözlem noktasıdır. Marjinal adam, onun kaleminde bir figür değil, bir yöntem hâline gelir.

Böylece Marjinal Adam Kuramı, Ören’in Berlin Üçlemesi’nde edebî bir forma bürünür. Niyazi ve diğer karakterler, sosyolojinin soyut kavramlarını yaşayan, konuşan, düşünen özneler hâline gelir. Berlin’in sokakları, Park’ın “kültürel sınır” metaforunun somut coğrafyası olur.

Berlin Üçlemesi’nde Mekânın Marjinalleşmesi

Batı Berlin (1970'ler)

Batı Berlin (1970’ler)

Berlin Üçlemesi, Aras Ören’in marjinaliteyi bir “mekân deneyimi” üzerinden inşa ettiği bir anlatılar dizisidir. Bu üçlemede mekân, yalnızca olayların geçtiği fiziksel bir fon değil; karakterlerin kimlik mücadelesinin, sınıfsal konumunun ve kültürel yabancılaşmasının belirlendiği ideolojik bir zemindir.

Kısacası Ören’in Berlin’i, bir kent olmaktan çok bir “çatışma alanı”dır.

Kreuzberg: Sınırın Coğrafyası

1970’lerin Berlin’i, göçmen işçilerin en yoğun biçimde yaşadığı Kreuzberg semtiyle, Avrupa’nın “içerideki gettosu” hâline gelmiştir. Bu mekân, “ne Almanya’nın tam içindedir ne de Türkiye’nin uzantısı”; Park’ın kavramsallaştırdığı “kültürel sınır hattı”nın somut karşılığıdır.

Ören’in Berlin’i, göçmenlerin yaşadığı mahallelerin sınırlarla örülü, içine kapanmış ama aynı zamanda direnişin ve üretkenliğin mekânı olarak betimlenmektedir

Naunyn Sokağı’nda Niyazi Ne İstiyor? romanında Kreuzberg, Niyazi’nin iç dünyasının topografyasına dönüşür. Bu mahalle, dış dünyadan kopukluğu kadar, içsel karmaşayı da yansıtır. “Mahalledeki kahveler, fabrikaların vardiya sesleri, televizyonun tekdüze yankısı” gibi imgeler, bireyin yalnızlığını mekânsallaştırır. Bu nedenle mekân, Ören’in anlatılarında psikolojik bir uzantıdır, bireyin ruh hâliyle topografya arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Niyazi’nin yaşadığı sokak, Park’ın “borderline existence” dediği, iki kültür arasında sıkışmış varoluşun fiziksel tezahürüdür. Kültürel melezlik, coğrafi bir melezlik olarak somutlaşır:

Berlin’deki apartman duvarlarında hem Almanca tabelalar hem Türkçe ilanlar vardır; fabrikalarda işçiler iki dil arasında konuşur ama hiçbirini tam olarak “kendine ait” hissedemez. Bu durum, Ören’in metinlerinde sıkça tekrar eden “hiçbir yere ait olmama” izleğini üretir.

Niyazi Figürü: Bireyselden Kolektife

Berlin Üçlemesi’nin merkezinde yer alan Niyazi, Aras Ören’in yalnızca bir roman kahramanı değil, aynı zamanda bir düşünsel kavramı ete kemiğe büründürdüğü simgesel figürdür. Niyazi, tıpkı Robert E. Park’ın “marjinal adam” tanımında belirttiği gibi, “iki kültürün sınırında yaşayan, her ikisine de ait olmaya çalışan ama tam olarak hiçbirine ait olamayan birey”dir (Park, 1928). Ancak Ören’in anlatısında Niyazi’nin marjinalliği, yalnızca bir kimlik krizi değil; toplumsal bir bilincin doğuş sürecidir.

Niyazi, Kreuzberg’in dar sokaklarında, hem Türkiye’ye ait geçmişini hem de Almanya’daki mevcut kimliğini taşımak zorunda kalan bir göçmen işçidir.
Stonequist’in “iki kültür arasında kalmış birey” modelinde tarif ettiği üzere, bu tür bir aradalık, bireyde “devamlı bir içsel çatışma” yaratır (Stonequist, 1937). Niyazi’nin ruh hâli, bu kuramsal çerçevenin edebî karşılığıdır:

O, Almanya’da “Türk”, Türkiye’de “Alman” olarak algılanır; her iki toplumun gözünde de “tam olmayan” bir varlıktır. Bu bölünmüşlük, W. E. B. Du Bois’un “çift bilinç” (double consciousness) olarak tanımladığı durumun da çağrışımlarını taşır (Du Bois, 1903).

Çift Bilinç - A. Faruk Yıldız

Aynı bireyde birbiriyle çatışan iki ayrı benlik bilinci patolojisini ifade eder. Çift-bilinçlilik kavramı sosyolojik çerçevede ilk olarak William Edward Burghardt Du Bois (ö. 1963) tarafından, manifesto niteliğindeki 1897 tarihli Strivings of the Negro People isimli çalışmasında tartışılmıştır.

Ören’in anlatısında Niyazi’nin günlük yaşamındaki sıradan anlar (fabrika vardiyaları, televizyon karşısında geçirilen akşamlar, kahvede geçen sohbetler) bu çift bilincin sahnesine dönüşür. Kendisini ait hissetmediği iki dünyanın arasında, her iki kültürün dilini de konuşan ama her ikisinde de suskun kalan bir figürdür. Bu suskunluk, Ören’in dilinde politik bir anlam taşır: “Marjinal adam konuşmaz, çünkü onun dili hâkim kültür tarafından tanınmaz” (Oraliş, 1993).

Ören’in özgünlüğü, Niyazi’yi bireysel bir “yabancı” olarak bırakmamasında yatar. Yazar, marjinalliği bireysel bir kırılmadan kolektif bir bilince dönüştürür. Bu noktada Park’ın marjinal adam tipolojisiyle fark belirginleşir. Park için marjinal birey, modern toplumun kenarında, geçiş hâlinde bir figürdür; Ören için ise bu figür, toplumsal dönüşümün potansiyel öznesidir.

Berlin Üçlemesi’nin ilerleyen bölümlerinde Niyazi’nin yalnızlığı, yerini paylaşılan bir yabancılık deneyimine bırakır. Kahvehaneler, barakalar, işçi pansiyonları, “ortak bir hafıza mekânı”na dönüşür. Bu dönüşüm, Park’ın  “sınırda var olma” tanımının politikleşmiş biçimidir. Birey, sınırda kalmaktan ziyade sınırı sorgulamaya başlar. Stonequist’in “kültürel pota” metaforu burada yeni bir anlam kazanır; Ören’in karakterleri, bu potada eriyen değil, birbirine tutunan parçalardır.

Niyazi artık yalnız değildir; onun hikâyesi, Berlin’deki Türk işçilerin, “misafir” olarak geldikleri bir ülkede kalıcılaşan bir sınıfın hikâyesine dönüşür. Bu kolektiflik, diyaspora edebiyatının merkezinde yer alan “biz bilinci”nin (collective identity) ilk nüvelerini oluşturur. Oraliş (1993), bu süreci “göçmen işçinin marjinalliğinin sınıfsal farkındalığa dönüşümü” olarak açıklar. Ören’in anlatısı, bu dönüşümü bireyden topluma, içsellikten kamusallığa taşıyan bir yazınsal stratejiye sahiptir.

KAYNAKÇA:

İlkılıç, S. (2018). Identitätsproblematik in Aras Örens Roman „Berlin Savignyplatz“ im Bezug auf seine Erzählung „Bitte Nix Polizei“Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi42(1), 55-68.

Oraliş, Meral (1993). GÖÇMEN YAZINI İÇİNDE ARAS ÖREN’İN KONUMU. Alman Dili ve Edebiyatı Dergisi, 0(8), 109-122.

Robert E. Park Marginal Man Theory | Sociology Marginal Man Concept – YouTube, erişim tarihi Ekim 3, 2025.

Goldberg, C. A. (2012). Robert Park’s marginal man: The career of a concept in American sociology. Laboratorium: Russian Review of Social Research, 4(2), 5–22.

Sunata, U. (2013). Göçmen işçinin sıla hasreti: Bir yabancılaşma hikâyesi. Sosyoloji Dergisi, 3(27), 197–218.

A. Faruk Yıldız
TAÜ'de öğrenci olan A. Faruk Yıldız, çizgi roman okuru; Calvino ve Vonnegut hayranı ve film izleyicisidir.

    Bunlar da ilgini çekebilir

    Abone Ol
    Bildir
    guest

    0 Yorum
    En çok oylanan
    En yeni En eski
    Satır içi geri bildirimler
    Tüm yorumları gör

    Daha Fazla Akademik