Sinema

The Hateful Eight Üzerine

The Hateful Eight, yani Nefret Sekizlisi filminin detaylı inceleme ve eleştirisi.

Quentin Tarantino’nun 8.filmi olan bu filmin yapım süresince kamera arkasında birçok ilginç olay yaşanıyor, bunun dışında yönetmenin diğer filmlerine ve zamanımızın benzer filmlerine göre çok fazla farkı mevcut. Teknik, senaryo hatta çekildiği kamera olsun, The Hateful Eight çok başka ve “tek”.

The Hateful Eight Konusu

Amerikan iç savaşının ardından 1800’lü yılların sonuna doğru karlı Wyoming manzarasının içinden ilerleyen bir posta arabası görülüyor. Ödül avcısı John Ruth ve değerli esiri Daisy Domergue Red Rock kasabası istikametinde araba içerisinde ilerliyorlar, Domergue’nun yağlı urganda adaletle kavuşacağı ve Ruth’un ödülünü alacağı yere. İlerledikçe yolları Binbaşı Marquis Warren (kötü şöhretli bir ödül avcısı) ve Chris Mannix (Red Rock kasabasının yeni şerifi olduğunu iddia eden kişi) ile kesişiyor. Kar fırtınası bastırıyor ve bu grup, hep beraber Minnie’nin Tuhafiyesi‘ne sığınıyorlar ve vardıklarında, hiç tanışmadıkları yüzlerle karşılaşıyorlar: Bob (Minnie gittikten sonra Tuhafiye’ye göz kulak olduğunu iddia eden kişi), Oswaldo Mobray (Red Rock kasabasının celladı), Joe Gage (bir inek çobanı) ve müttefik general Sanford Smithers. Fırtına dağ çeperini sardığında, 8 yolcu bir arada çok da uzun süre kalamayacaklarını anlamaya başlarlar..

The Hateful Eight

Konu Yorumlaması

Tarantino‘ya ait bir Western filmi daha, Nefret Sekizlisi. Yukarıda bahsettiğim konuda 8 kişi sayıyorsunuz ve bu 8 kişiden dolayı filmin isminin “Nefret Sekizlisi” olduğunu düşünüyorsunuz belki de.. Lakin işler öyle yürümüyor. Tüm film tek bir mekanda geçiyor, Tarantino’dan ilk kez tek mekan filmi görüyoruz (Rezervuar Köpekleri‘ni tek mekan filmi olarak saymazsak) ve çok da yakışıyor. Ayrıca tamamı ile tek mekan filmi de sayılmaz, bize bu filmde özel olarak kullandığı 70 mm ultra panavision kamera ile muhteşem geniş açılı kar ve dağ manzaraları gösteriyor, pek tabii filmin çok büyük bir kısmı sadece bir tuhafiyede geçiyor. Tarantino’nun çok iyi bir diyalog yazma kabiliyeti olduğunu biliyoruz, ve tek mekanda bir film çekmek istiyorsanız seyirciyi ekran başında sadece iyi diyaloglarla bezenmiş bir senaryo ile tutabilirsiniz, ve Tarantino bunu en iyi şekilde başarıyor.

 

The Hateful Eight Detaylı İncelemesi

Genel Özet

İlk olarak filmin hissiyatından bahsetmeliyiz diye düşünüyorum. Açılışta sizi buz gibi bir hava karşılıyor. Ekran başında size donduğunuzu hissettiriyor. Önceden belirttiğim gibi, sırf filme özel bir klasik olsun diye çok eski kameralardan birini kullanan Tarantino, bu sayede çok geniş açılar yakalamayı da başararak hem bize muhteşem manzaralar, hem de çok net yüz hatları sunuyor, lakin bu konudan da eski filmlerinde olduğu gibi “zoom” yapamamaktan muzdarip olduğunu söylüyor. Filmin görüntüsü kadar müziği de görselliğe çok güçlü bir şekilde uyum sağlayıp destekleyerek sizi adeta kameranın içinden kar fırtınasının ortasına sürüklüyor.

John Ruth, Binbaşı ile karşılaşıyor.

Giriş – Soğuk Bir Atmosfer

Büyüleyici manzara sahnelerini takiben ufukta bir posta aracı görülüyor, John Ruth ve Daisy Domergue kar fırtınasından evvel Red Rock’a doğru ilerliyorlar. Ardından karşılarına Binbaşı Marquis Warren çıkıyor, gergin diyalogların ardından Ruth, Binbaşı’yı araca almayı silahlarına el koymak şartı ile kabul ediyor. Diyaloglar su gibi akmaya devam ediyor, Daisy asiliğinden ödün vermeyerek Ruth’a ve Binbaşı’ya ters gider. Binbaşı’ya “zenci” iğnelemelerinde bulunduktan sonra Ruth ile de ters giden Daisy, burnuna gelen dirsek darbesi ile dersini almış gibidir. Çok geçmeden şerif olduğunu iddia eden Chrix Mannix ile de karşılaşır, onu da aralarına alırlar. Binbaşı ile Şerif aralarında ırkçı bir tartışma yaşarlar, film bizi bastıran kar fırtınasının akabininde gergin ama eğlenceli diyaloglarla beraber Minnie’nin Tuhafiyesi‘ne sürükler. Sürücü O.B. dahil olmak üzere 5 kişiden oluşan grubumuz, Tuhafiye’ye sığınır.

Tarantino’nun her filmine koyduğu seyirciyi eğlendirirken/merak ettirirken oyalayan detaylardan birisi de Tuhafiye’nin kapısıdır. Kapı kırıktır ve her açıldığında tekrar kapanmak için çivilenmek zorundadır. Bu esnada oluşan kargaşa hepimizi güldürse de, karakterler aslında kendi tabutlarının çivilerini çakmaktadır.

THE HATEFUL EİGHT – POSTA ARACI

Gelişme – Sıcak Bir Tuhafiye ve 8 Yabancı

Ruth ve Domergue kapı kargaşasının ardından içeriye girer, Tuhafiye’de bulunan tanımadığı diğer 4 kişi ile tanışırlar; Bob, Joe Gage, Oswaldo Mobray, General Sanford Smithers. Pek de tanışma denilemeyecek soğuk bir faslın ardından olaylar gelişir, Ruth içeridekilere güvenmemektedir ve aynı şekilde Binbaşı Marquis de Tuhafiye’nin neden Bob adında bir Meksikalı’ya bırakıldığından şüphelenerek kendi içinde sorgulamalara başlar.

Zaman geçtikçe Ruth huzursuzlanmaya başlayarak içeridekilerin silahlarını toplar, lakin huzursuzlanmakta haklıdır. İçeridekilerden en az birinin Domergue ile çalıştığını düşünmektedir. Karakterlerin birbiri arasında ırkçı ve düşmansı tavır ve tartışmaları sonucunda Tuhafiye, kurgusal olarak ortadan ikiye bölünür: Güney yakası ve Kuzey yakası. Binbaşı Marquis, savaşta sergilediği eski ırkçı meselelerinden dolayı General Sanford’a karşı içten içe bir öfke beslemektedir ve bunun sonucu olarak, onu bir şekilde öldürmeye karar verir. General’in yanına bir yahni ikram ederek oturur ve onunla bir diyalog başlatır, Şerif Mannix bu durum karşısında ne kadar Sanford’un yanında olup Binbaşı’ya kızsa da Sanford, Binbaşı’nın konuşmasına izin verir. Binbaşı diyaloğu Sanford’un oğluna getirerek eskiden oğlunun, kendi adına konan bir ödülü almak için kendini öldürmeye dağlara geldiğinden bahseder ve konuşmasını oğlunu ne kadar kötü bir şekilde aşağılayarak öldürdüğünden bahsederek bitirir. Sanford ya Binbaşı’yı vurup öldürecektir, ya da fırtına dinene kadar Tuhafiye’de 2-3 günlük vaktini Binbaşı ile, kendi oğlunu bu şekilde acımasızca öldürdüğünün dehşeti içerisinde geçirecektir.

Sanford, Mannix’i dinlemeyip Binbaşı’nın tam da istediği gibi Binbaşı’yı vurmaya karar vererek önündeki silaha davranır, bu hareket karşısında Binbaşı nefsi müdafaa kanunu çerçevesinde General Sanford’u öldürür. Tam da bu esnada çok kritik bir olay gerçekleşiyordur, Domergue’nun bir sırrı vardır. 

DOMERGUE’NUN BİR SIRRI VAR

Sonuç – Herkes Ölüyor

Domergue gitar çalmak için Ruth’dan izin alır ve çalmaya başlar. Bu sırada Ruth ve sürücü O.B. sobanın üzerinde ısınmakta olan kahveden kendilerine birer bardak doldururlar, Domergue içinde oluşan coşkuyla sinsice onları izlemektedir. Bir süre sonra Ruth ve O.B. kan kusarak feci bir şekilde, tam da Tarantino usullerine yakışık kalacak şekilde ölürler. Domergue, onlar kahveyi içerken kahveye zehir katıldığını biliyordu. Bu olay karşısında Binbaşı Marquis silahlarına davranarak Tuhafiye’de Mannix hariç herkesi duvara dizer, çünkü Mannix’e güvenmektedir ve dedektifliğini konuşturmaya başlar. Bob’u, Minnie‘nin bir Meksikalı’yı tuhafiyesine vekil olarak bırakmayı geç, içeriye bile almayacağını söyleyip Minnie’nin bir çok kuralı ve düzeni olduğunu, ama burada bunların hiçbirine uyulmadığını belirtir. Tatlı Dave‘in koltuğuna yönelerek örtüleri koltuktan atar, tam da düşündüğü şekildedir: Koltuk kana bulanmıştır.

Delillerine istinaden Marquis, Bob’u yok eder. Evet, yok eder ve ardından duvarda kalan Joe Gage ile Oswaldo Mobray’i  hangisinin kahveye zehir koyduğunu söylemeye teşvik ettiği sırada, bodrum katında bulunup kendilerini tahta arasından izleyen Domergue’nun kardeşi Jody Domergue tarafından “testislerinden” vurulur. Bunu takiben Oswaldo Mobray ortalığın karışmasından istifade ederek silahını çeker ve ani bir hareketle Mannix’i bacağından vurur, Mannix karşılık olarak ateş ettiğinde kurşun Mobray’in göğsüne isabet eder ve onu saf dışı bırakır. Joe Gage ile silahsızdır ve ellerini yukarıdan indirmez.

Mannix ve Binbaşı yaralıdır, bodrumda bulunan Jody Domergue’nun dışarı çıkması için kız kardeşi Daisy’nin kafasını patlatmakla tehditte bulunurlar ve Jody kendini gösterir. Kız kardeşi Daisy, Jody’i gördüğünde içinde büyük bir sevinç yaşarken birden Jody’nin beyin parçalarının yüzüne yapışmasının şokunu yaşar. Daisy, Mannix’i Binbaşı’ya ihanet edip onlarla iş birliği yapmaya ikna etmeye çalışır fakat başarısız olur. Joe Gage bu durum karşısında önceden masanın altına sakladığı silahını kavrayarak saldırıda bulunmaya kalkışır, ancak sabırsız olduğu gibi  yeterince hızlı değildir de, ateş edemeden kurşuna dizilir. Mannix kan kaybından dolayı bayılır, Binbaşı’nın ise mermisi bitmiştir. Daisy bu fırsatı kaçırmayarak kolunun kelepçeli olduğu Ruth’un kolunu bir pala ile keserek silaha doğru koşar, lakin tam o sırada Mannix tarafından omzuna -sanırım- mermiyi yer. Mannix kendine gelmiştir. Daisy’i öldürmek istemektedirler fakat soru, bunu nasıl yapacaklarıdır. Cellat Ruth’un anısına Daisy’i asarlar ve karlı fırtınanın akabinde Mannix, Binbaşı’nın ilk başlarda gerçek olduğunu iddia ettiği “Abraham Lincoln’den gelen sahte mektubu” okur. İkili, bir samimiyet gülüşmesi içerisinde kan kaybından, fırtınanın içinde ve ıssızlığın ortasında ölmenin kaderlerinde olduğunu bilmenin çaresizliği ile ölümlerini bekler. WRITTEN AND DIRECTED BY TARANTINO!

THE HATEFUL EİGHT – NEFRET SEKİZLİSİ

The Hateful Eight Detaylı İnceleme & Eleştiri

Herkes ölüyor. Evet, filmin 2 kelimelik özeti bu olabilir, lakin biraz daha detaya girmek gerekirse: Geniş çekimlerin ve tam uyan seslerin size atmosferi yansıtması müthiş. Tarantino’nun kullanmayı seçtiği kamera nedeniyle görüntü kalitesi de arşa ulaşıyor, fakat onu bazı ileri teknikleri ve kendi klasik tekniklerinden birini kullanmaktan mahrum kılıyor. Örneğin filmde, karakterlerin gerginliğini vurgulamak için neredeyse her filmde yaptığı “zoom” tekniğini kullanamıyor. Alan derinliğini ayarlarken de görüntüde ilginç genişlemeler olabiliyor. Senaryo da çok kaliteli ve çok büyük titizlikle ince detaylar hesaplanarak yazılmış fakat senaryoda birkaç mantık sorunsalı bulunmuyor değil. Bu tehlikeli Jody Domergue Çetesi, bu insanları halt etmek için neden bu kadar uzun süre bekliyor ve sonucunda geberiyorlar? Bu işi daha önceden bitirebilirlerdi fakat olsun..

Karakterler arası gerginlik ve tansiyon da mükemmel bir şekilde işleniyor. Sizi,12 Kızgın Adam filmini izlerken olduğu gibi hararetli bir tartışma ve tansiyonun içine sokarak “kim doğru söylüyor?” düşüncesinden bir türlü çıkarmıyor. Mannix, şerif olduğunu ilk başlarda söylerken sadece kendi canını kurtarmak için yalan atıyor gibi hissetmeme karşın, filmin ortasından sonuna doğru ortaya koyduğu davranışlar onun şerif olduğuna inanmamı sağlıyor. Sürekli bir film sonu düşünmeye çalışıyorsunuz, “Şu suçlu, şu bir şeyler yapacak.” diye kafanızda kurduğunuz onca senaryoyu birden -hikaye değiştirici karakter- Jody, yıkıp atıyor ve film hiç tahmin etmediğiniz şekilde sonlanıyor. Filmde bir kaos göreceksek de eğer, bunun hazırlığı hiç olmuyor. Hiç beklemediğiniz bir anda Tarantino, olaya “tak!” diye sokuyor sizi. Bir anda herkes ölmeye başlayınca “Ne oluyor lan?!” oluyoruz.

Atmosfer

Hiç Anadolu köylerinden birinde bulundunuz mu? Özellikle kış aylarında? Çünkü eğer bulunduysanız, bu Western yapım sizi resmen Anadolu köy hayatlarının birisinin içine sokuyor. O dağlar, kar kış kıyamet, sizi oturduğunuz yerde buz kestiren başarılı sesler, içeride mis gibi kaynayıp buharı çıkan kahve ve evinizden çıkıp sete giderek tadına bakma isteği uyandıran sıcacık yahni! Dışarısı buz gibi bir fırtınayla çevrili, ve içeride tıkışıp kalmış 8 kişi!   (Görünürde 8 tabi, Jody hariç.) Biraz alakasız gelecek lakin bir Nuri Bilge Ceylan filminde yer alabilecek tüm atmosfer mevcut. 🙂

The Hateful Eight – Atmosfer

General Sanford’un Oğlu

Filmin en şok edici sahnelerinden birinden de bahsetmeden olmaz: Binbaşı Marquis’in General Sanford’u oğlunu aşağılayıcı bir biçimde öldürmekle kızıştırdığı sahne. Bu sahnede Binbaşı doğru söylüyor mu diye düşündünüz mü hiç? Çünkü Binbaşı’nın yapacağı bir harekete benzemiyordu, ama General’i sevmediği kesindi. Binbaşı konuşmaya gerçek bir yaşanmışlıkla girdi, belki Sanford’un oğlu gerçekten Binbaşı’yı öldürmeye gelmişti. Buraya kadar hikayeyi gayet ciddi ve inandırıcı anlatan Binbaşı, buradan sonra General’in oğlunu ne denli aşağılayarak öldürdüğünden bahsederken gayesinin sadece General’i ona silah çekmesi için kızıştırmak olduğunu belli eder gibiydi. Biz Binbaşı’yı bu denli sapık, hasta ruhlu ve psikopat biri olarak tanımadık. Sanford’un oğlu onu öldürmeye geldiğinde insanca onu öldürmüştür, fakat Sanford’u kızdırmak için bilerek hikayenin yarısından sonrasını çok kuvvetli bir şekilde sallamaya başladı zannımca.

General Sanford’un Oğlunun Öldürülüşü

Kapı Meselesi

Evet, gereksiz bir detay ama çok da yerinde konulmuş güzel bir eğlence öğesi. İzleyiciyi, yani bizleri çok güzel bir şekilde oyalayarak hikayenin gerginliğinin bir an olsun dışına çıkmamızı sağlıyor. Kapı her açıp kapatılacağı vakit tüm karakterler birden gereksiz bir şekilde kapının kapanması için ard arda bağırmaya başlıyor ve birbirlerinin sözerini tekrar ediyorlar.

  • Çivilemen lazım!
  • Bir değil, iki kere çivilemen lazım!

The Thing ve Hateful Eight İlişkisi

Tartışma ve eleştirilerin çoğunda The Hateful Eight’in, The Thing’den çokça esinlenmiş olduğu yer alıyor. Ben bu konuda onlara katılmasam da, özellikle geniş açı manzara çekimlerinin “çokça” benzer olduğunu kabul ediyorum. Evet esinlenmiş olabilme ihtimali var, lakin bu sadece o geniş açı çekimlerle sınırlıdır diye düşünüyorum. Bu konuda bir video var, aşağıya bırakıyorum. Manzara çekimleri dışında diğer çekimlerin hepsi biraz “zorlama uydurulmuş” gibi sanki.

 

Daisy’nin Çaldığı Gitar ve Ruth’un Gitarı Parçalayışı

Filmin kamera arkasının en can alıcı öğelerinden birisi bu. Daisy’nin çaldığı ve Ruth’un sonunda kırdığı gitar öyle basit, alelade bir gitar değildi. Tarantino’nun 1870’lerde geçen filmi The Hateful Eight için 1870’lerde yapılmış bir gitar araması üzerine özel olarak Martin Müzesi’den sadece bir sahne için kullanılmak üzere ödünç alınmıştı ve on binlerce dolar değerinde, çok önemli bir gitardı. Daisy’ye, yani Jennifer Jason Leigh‘e gitarı kullanırken çok dikkatli olması söylenmişti fakat John Ruth’a, yani Kurt Russell‘e bu söylenmemişti. Russell, sadece senaryosunda olan şeyi yaptı ve Daisy gitarı çaldıktan sonra gitarı Daisy’nin elinden alıp, duvara vurarak paramparça etti. 147 yaşındaki bu gitar, onun yerine kullanılacak tam 6 adet sahte gitar varken Russell tarafından paramparça edildi. Daisy’nin o sahnede attığı bağlama uymayan anlamsız çığlık bu yüzdendir ve Tarantino tarafından filme eklenmiştir. Gerçekten o sahneyi izlediğinizde, normalde fark edilmeyen “mükemmel oyunculuk & gerçeklik arasındaki o ince çizgiyi” görebiliyorsunuz. Aşağıya o sahneyi ekliyorum:

Martin Müzesi bu olaydan sonra hiçbir filme hiçbir şekilde bir enstrüman ödünç vermeyeceğini duyurdu. Teşekkürler Tarantino.

Oswaldo Mobray’in Adalet Tanımı

Filmde en sevdiğim diyalog kesitlerinden birisi, Oswaldo Mobray‘in adalet hakkında yaptığı bu konuşmadır:

“ŞİMDİ, SEN CİNAYETTEN ARANIYORSUN. AKIL YÜRÜTMEM AÇISINDAN CİNAYETİ SENİN İŞLEDİĞİNİ FARZ EDELİM. JOHN RUTH SENİ RED ROCK’A CİNAYETTEN YARGILANMAN İÇİN GÖTÜRMEK İSTİYOR. EĞER SUÇLU BULUNURSAN RED ROCK HALKI SENİ KASABA MEYDANINDA ASACAK. CELLAT OLARAK İDAMI BEN GERÇEKLEŞTİRECEĞİM. EĞER BUNLAR OLURSA MEDENİ TOPLUMUN “ADALET” DEDİĞİ ŞEY YERİNİ BULACAK. ANCAK ÖLDÜRDÜĞÜN KİŞİNİN AKRABALARI VE SEVENLERİ ŞUAN BU KAPININ DIŞINDA OLSA VE KAPIYI KIRIP SENİ BU FIRTINADA DIŞARI SÜRÜKLESELER, ARDINDAN SENİ BOYNUNDAN ASSALAR.. BUNA “BAŞINA BUYRUK ADALET” DENİR. BAŞINA BUYRUK ADALETİN İYİ YANI OLDUKÇA TATMİN EDİCİ OLUŞUDUR. KÖTÜ YANI İSE YANLIŞI DOĞRUYLA KARIŞTIRMAYA MEYİLLİ OLUŞUDUR. SENİN DURUMUNDA DEĞİL TABİİ. SENİN DURUMUNDA SEN BUNU HAK ETTİN. AMA DİĞERLERİ BELKİ DE HAK ETMEMİŞTİR, FAKAT NİHAYETİNDE İKİSİ ARASINDAKİ ASIL FARK NEDİR? ASIL FARK BENİM, CELLAT. BENİM İÇİN NE YAPTIĞININ ÖNEMİ YOKTUR. SENİ ASTIĞIMDA ÖLÜMÜNDEN TATMİN OLMAM. BU BENİM İÇİN BİR İŞTİR. SENİ RED ROCK’DA ASARIM, BAŞKA BİR KASABAYA GİDERİM, ORADA DA BAŞKASINI ASARIM. SENİN BOYNUNU KIRAN KOLU ÇEKEN ADAM SERİNKANLI BİR ADAM OLACAK. İŞTE BU SERİNKANLILIK, ADALETİN ÖZÜDÜR. SERİNKANLILIKLA YERİNE GETİRİLMEYEN ADALET ADALET OLMAMA TEHLİKESİ İÇİNDEDİR HER DAİM.”

The Hateful Eight – Merak Edilen Sorular ve Bilinmeyenler

  1. Kim bu nefret sekizlisi? -> The Hateful Eight yani Nefret Sekizlisi; bodrumda bulunan Jody’de dahil olarak Bob, Joe Gage, Oswaldo Mobray, Daisy Domergue, John Ruth, Chris Mannix ve Binbaşı Warren Marquis‘den oluşuyor.
  2. Daisy Domergue’nun söylediği 15 kişilik çete gerçek miydi? -> Çok yüksek ihtimalle hayır. Eğer gerçek olsalardı bu kadar riske girmezlerdi ve Tuhafiye’ye tüm çete olarak baskın yapar, ayrıca içeridekileri de öldürmeden John Ruth’un aracını bekler ve onlar geldiklerinde hepsini vurarak ya da anlaşma yaparak Daisy’i alırlardı.
  3. Cellat resmi belgesini nereden buldu? -> Evet, bu sıkıntılı bir soru. Cevabı yok, senaryonun bir tarafına sıkıştırmalıydı. 160 küsür dakikalık film yapıyorsun, 5 dakika da onu koysaydın be Tarantino?
  4. Binbaşı Marquis, Sanford’un oğlunu gerçekten öldürdü mü? -> Büyük ihtimalle evet, çünkü diyaloglar bunu gösteriyor. Fakat nasıl öldürdü? Benim tahminim anlattığı şekilde öldürmediği yönünde, çünkü eğer sahneye dikkat ederseniz Binbaşı’dan beklenmeyecek bir psikopatlık seviyesi görülüyor. Öldürdü, ama daha basit bir şekilde. Bir General’in oğlu da o aşağılanmaya gelmez zaten.
  5. Bu zırt pırt pipo, sigara içen adamların dişleri neden bu kadar beyaz ve sağlıklı gözüküyor? -> Haklı bir soru, bilmiyoruz. Bir prodüksiyon hatası olmalı.
  6. Chris Mannix gerçekten Red Rock şerifi miydi? -> Evet. İlk başlarda inandırıcı değildi fakat sonlara doğru gayet belli etti. Son sahnede “Red Rock şerifi olarak, seni ölüme mahkum ediyorum.” diyordu Daisy’e. Zaten öleceklerini biliyorlar, neden o sırada yalan söylesin ki?

 

The Hateful Eight – Çekim Hataları

  1. Daisy Domergue ağzını ayırıp Binbaşı’nın mektubunun sahte olduğuna hunharca gülerken John ruth, suratına yemek boşaltıyor. Domergue daha silmeden yüzündeki yemek kalıntısı bir anda silinmiş gibi oluyor.
  2. Domergue gitar çalarken John Ruth ile konuşuyor. Bu sırada John Ruth’un elindeki silah aynı anda bir aşağıda bir yukarıda görünüyor.
  3. Şerif Chris ve O.B. tuhafiyenin kapısına tahta çakarken yalnızca kapı tarafına çivi çakıp kasa tarafına çakmıyorlar. yani tutturdukları tahta boşta kalıyor. Aynı şekilde ilk kapı sahnesinde Daisy ve Ruth’da 2.tahtayı çakarken kapı tarafına çivi çakmıyorlar, tahta yine boşta kalıyor.

The Hateful Eight – Birkaç Detay ve Son

  1. John Ruth en başından beri çok şüpheci ve korumacı bir şekilde davranıyor, ama çok hızlı ve trajik bir şekilde ölüyor.
  2. Binbaşı Marquis, General’in oğlunu sapıkça aşağılayarak öldürdüğünden bahsediyor, ve filmin sonuna doğru “testislerinden” vuruluyor.
  3. Karakterler kapıya çivi çakarken, aslında tabutlarına çaktıklarının da farkında değiller. Tuhafiye, hepsinin mezarı oluyor.
  4. Ruth, Daisy’nin idam edilmesini istiyor. Ve Daisy, kasabada şerifin idam edeceği şekilde “Tuhafiye’de, Kasaba Şerifi tarafından” idam ediliyor!

THE HATEFUL EİGHT – KAMERA ARKASINDAN BİR GÖRÜNTÜ, TARANTİNO.

Özet

1966’da üretilmiş bir kamerayla anamorfik olarak çekilen Hateful Eight, bu sayede inanılmaz bir görüntü kalitesi yakalıyor fakat teknikler konusunda kısıtlamalara sebep oluyor. Müzikler, görüntüyle uyumu çok iyi bir şekilde sağlamış ve harmoni oyunculukların kalitesiyle bezenmiş. Senaryo üzerine de çok düşünülmüş ve harika sonuçlar çıkarılmış. Sonuç olarak: Tarantino’nun “ustalık eseri” olabilir.


Kaynak

  1. IMBD – The Hateful Eight
  2. EkşiSözlük

İleri Okuma

Bu yazı en son şu tarihte düzenlendi 28 Temmuz 2021 20:43

Selman Şeref

Türk-Alman Üniversitesi'nde Kültür ve İletişim Bilimleri öğrencisi. Sinema ve fotoğraf meraklısı, Webmaster. // Mezun '21