Almanya’da Eczacılık Temelleri: Simya

Bu yazı; 2022 yılı Ağustos ayında Türk-Alman Üniversitesi Kültür ve İletişim Bilimleri (KKW) lisans ile Uluslararası İletişim ve Medya Araştırmaları (ICMR) yüksek lisans bölümleri öğrencileri olarak Heidelberg Üniversitesi ile bünyesinde gitmiş olduğumuz yaz okulu programı dersleri kapsamında yazılmıştır.

Almanya’da Eczacılık Temelleri: Simya

Simya, Arapça “El-Kimia” kelimesinden gelir. El Kimia, Eski Mısır’ın da bir zamanlar adı olan “keme” yani toprak kelimesinden türetilmiştir. Kelime, Almanca’ya Aclhemie olarak geçmiştir. Simya hem doğanın ilkel yollarla araştırılmasını hem de erken dönem ruhani felsefe disiplinini aynı anda anlamlandıran bir terimdir. 2500 yıldır üzerine araştırmalar ve deneyler yapılan bir alandır. İlk olarak Hindistan, İran, Mezapotamya ve Antik Mısır’da karşımıza çıkar. 19. Yüzyıla kadar Avrupa’da da simya üzerine çalışmalar yapılmıştır.

Simyanın Temelleri

İlk başlarda Simyacılar çeşitli element ve madenleri kullanarak deneyler yapıyordu. Günümüzde ise, Simyacılığın mesleki eşiti kimyacılıktır denebilir. Evrendeki her şeyin Helyum, Oksijen veya Karbon gibi birçok farklı elementten oluştuğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Buna karşın, Ortaçağ simyasında kullanılan elemental sistem öncelikle Jabir İbn Hayyān’a atfedilen Arap eserlerinin yazarları tarafından geliştirilmiştir. Bu sistem iki elemente dayanan kükürt-civa metal teorisi olarak bilinir. Ancak Aristo’ya göre evrendeki her şey dört ana maddeden oluşmuştur: Toprak, hava, su ve ateş. Aristo bu bağlamda cisimleri oluşturan bu dört ana maddenin farklı seviyelerde görülebileceğini savunmuştur. Kendisi bu yargıyı bir cümle ile özetlemiş ve Simyacılığın kaderini değiştirmiştir.

İçindeki maddelerin farklı seviyelerde olmasından ötürü evrende bazı şeyler altın, bazıları ise kurşun olmuştur.

Bu görüş kapsamında Simyacılar kurşunun içerisindeki eksik seviyeyi tamamlayıp kurşunu altına çevirmeyi hedeflediler. Böylece Simya’nın temel amacı ortaya çıkmış oldu. X elementinin atom çekirdeğini değiştirerek bir kimyasal elementi diğerine dönüştürmek.

Almanya’da Simyacılık: Paracelsus

Simya Avrupa’da araştırılmaya başlandığında sayısız isimden bahsetmek mümkündür. Albert Magnus’tan Roger Bacon’a, Nicholas Flamel’den Fulcanelli’ye…

Almanya’da Simya dendiğinde ise en önemli isimlerden Paracelsus (1493-1541) hayat amacını Simyacılara seslendiği bir cümlesiyle özetlemiştir.

Altını bırakın, altın yapılamaz. İlaç yapın.

Kendisi bir dönem İstanbul’a gelip Cabir’in kitaplarını araştırmış; aynı zamanda Fransa, İspanya, Macaristan, Hollanda ve Rusya’da çalışmıştır. Önemli buluşları arasında haşhaş özünden yapmış olduğu öksürük şurupları ve ağrı kesici ilaçlar yer almaktadır. Ayrıca Aristo‘nun Dört Element Teorisi‘ne farklı bir perspektif kazandırmıştır. Aristo’nun doğada bulunan dört elementinin cisimlerde üç ilke olarak ortaya çıktığını ortaya attı. Yani Paraselsus ahşabın ateşte nasıl yandığını açıklayarak bu üçlemesini kanıtladı. Ona göre duman uçuculuğu (cıva prensibi), ısı veren alevler yanıcılığı (kükürt) ve kalan kül katılığı (tuzu) tanımladı. Paraselsus bu buluşları sayesinde Simya’nın tıpta kullanılmasına neden olmuş, modern kimya ve ezcacılığın önünü açmıştır.

Alman Ezcacılık Müzesi Kısa Tarihi

Alman Ezcacılık Müzesi 1937’de Münih’te kurulmuştur. 1940’da savaş, holdinglerin dış kaynak kullanımı ve yer değiştirme planları sebebiyle kapatılmıştır. 1950’de Bamberg’de tekrar açılmıştır. Son olarak 1957’de Heidelberg’e taşınmış, günümüzde ziyaretçilerine hala açık durumdadır. Müze yıllardır Heidelberg Kalesi içerisinde yer almaktadır. Müze kapsamında, 13. yüzyıldan 21. yüzyıla dek Alman eczacılığının gelişimi hakkında bilgi verilmektedir. Antik Çağ’dan tıbbi gelişmeler, Almanca konuşulan ülkelerdeki ilk eczaneler ve eczacılar, yerel eczacılık, Simya’nın ezcacılık üzerine etkisi ile Aydınlanma Çağı ile birlikte tıbbi gelişmeler vb. müzede detaylı bir şekilde deneyimlenebilecek konulardır.

Müzede ayrıca 1880’den sonrasında üretilen “modern” ilaçlar beş farklı odada çeşitli dönüm noktaları ile sunulmaktadır. Sanayileşmenin gelişiyle endüstriyel amaçlı üretilen ilaçlara rastlamak da mümkün. Örneğin Antipirin 1884’te satışa çıkarılmıştır. Bu deva tarihin ilk kullanıma hazır ve sentetik üretilmiş ilacı olarak bilinir. Buna ek olarak 1899’dan beri piyasada olan Aspirin veya Paul Ehrlich’in ürettiği ilk kemoterapötik ilaç Salvarsan’a dair bilgi edinmek de mümkün. Bunların yanında İnsülin ve çeşitli erkek hormon preparatları da gözlemlenebilir.

İsveçli botanikçi, zoolog ve doktor Carolus Linnaeus’un “Doğanın Sistematiği” eseri bağlamında 3 ana alemi olan mineral alemi (lat. mineralia), hayvanlar alemi (lat. Animalia) ve bitkiler alemi (lat. vegetabilia) ile alakalı da birçok içeriğe de müze kapsamında ulaşılabilir. Bitkiler alemi dendiğinde bugün hala kullanılan şifalı bitkilerden kahve, çay ve çikolata gibi ezcacılık tarihinde en çok paya sahip olmuş materyalleri koleksiyonlarda görmek mümkün. Koleksiyonlarda, onlarca şifalı bitkiye ek olarak tek boynuzlu at, mumya veya Antik Çağ’dan 18. Yüzyıla kadar 200 farklı bileşenden yapılmış ve afyon içeren “theriac” gibi “mucize tedavilere” dair bilgiye de ratlanabiliyor.

Alman Eczacılık Müzesi Bahçesi ve Bitkiler

Alman Eczacılık Müzesi Bahçesi iki yıldır ziyarete açık ve rehberler eşliğinde gezilebilir durumda. Bahçe, müze gibi Heidelberg Kalesi içerisinde bulunuyor. 16. yüzyılın sonlarında Scholssberg’de “Hortus Medicus” şifalı bitkiler bahçesi Alman eczacı Philipp Stefan Sprenger tarafından yönetiliyordu. Heidelberg Kalesi içerisinde bulunan Alman Eczacılık Müzesi Bahçesi de Sprenger’in tarihi kitaplarına dayanan bir katalog niteliğindedir. Bahçede 400 yıl önce “Hortus Medicus”da bulunan birçok bitki bulunabilir.

Heidelber Kalesi’nde bulunan Alman Eczacılık Müzesi Bahçesi

Bahçede yaklaşık 150 farklı şifalı bitkiye rastlamak mümkün. Özellikle eski zamanlardan beri ilaç ve iksir yapımında kullanılan; Aslanpençesi otu (Alchemilla xanthochlora), Sarı Kantaron (Hypericum perforatum), Sinameki otu (Senna alexandrina mill.), Kişniş (Coriandrum sativum), Hünkar çiçeği (Iberis amara), Hint yağı bitkisi (Ricinus communis), Karakafes otu (Symphytum Officinale), Yılan yastığı (Arum maculatum), siyah Banotu (Hyoscyamus niger) ve Yüksük otu (Digitalis purpurea) bunlardan bazılarıdır.

Bu çiçeklerin kimi cilt hücrelerini yeniler, kalp rahatsızlıklarına, kabızlık ve ödeme iyi gelir, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, kemik sağlını korur kimi ise sakinleştirici, yatıştırıcı ve Antipsikotik etki gösterir.

Alman Eczacılık Müzesi Bahçesi (2022). Heidelberg Kalesi. 1

Alman Eczacılık Müzesi Bahçesi (2022). Heidelberg Kalesi. 2

 

 

 

 

 

 

Kaynakça

S. Buseck, Die historische Apotheke. (1997) Das Deutsche Apotheken-Museum und andere pharmazeutische Sammlungen im deutschen Sprachgebiet. Eschborn.

E. Huwer (2016), Das Deutsche Apotheken-Museum, Regensburg. 3.Baskı.


Bu yazı ilginizi çektiyse, yazarlarımızdan Suay Atay’ın yine Heidelberg Yaz Okulu’22 kapsamında yazmış olduğu “Toplumsal Hafıza: Neyi Unutmamalıyız?” yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu yazı en son şu tarihte düzenlendi 1 Aralık 2022 13:42

İrem Dölen

Türk Alman Üniversitesi'nden bir post-modern apokaliptik hayranı 🌱